E-Posta
info@2001yayinlari.com
salihparlak@2001yayinlari.com
| DUYURULAR |
|
2. baskı Kur'an-ı Kerim Meal-Tefsiri'miz çıktı
1. Baskı Meal-Tefsirimizdeki bazı yeni ve yabancı kavramlar biraz fazla eleştirilmişti.
Meal-Tefsirimizin 2. Baskısında, özellikle bu alışılmamış kavramlar meal metninden çıkarılmıştır.
Dipnot bölümünde değerlendirilmişlerdir.
Bazı ayet-i kerimelerin 1. baskıdaki tercümesi biraz karışık gözükmekteydi. farkedilen bu karışık anlamlar, 2. baskıda yeniden düzenlenmiştir.
1. baskıda uzun ve anlamsızlaşan cümleler farkedilmiş, yeniden değerlendirilmiş, parçalanarak akıcılık sağlanmıştır.
1. baskıda meallerdeki açıklayıcı ve anlamsız uzatmalara neden olan bazı sözcükler, 2. baskıda çıkartılarak meale daha kolay anlaşılırlık ve sadelik sağlanmıştır.
*
* *
BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ
Artık
BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ
adlı kitabımız yayınlanmıştır.
Biz, bir toplum içinde yaşarız; öyleyse sosyal yaratığız ve sosyalleşmek zorundayız.
Biz, "Ümmet-i Muhammed" olmakla övünürüz; ama ümmet olabilmek ve toplum içinde sosyal bir organ olabilmek için bazı temel özellikleri yaşatmamız ve taşımamız gerektiğini unutmuşuz.
Resûlüllah'ın AS ümmetiyiz. Bu doğru! Amma Resûlüllah AS da beşer olarak fânîdir ve göçmüştür.
Her çağda o çağın insanı bir "Yaşayan Resûl" ve "Yaşayan İmam" aramalı ve bulmalıdır. O İmam'a kılavuzlanmak ve bir onunla âidiyet içinde olmak farz-ı ayndır.
Yaşayan İmam olmadan, ümmet olunmaz ki!
Resûlüllah SAV de beşerdir ve beşer olarak fânîdir ve dünyadan göçmüştür. Ümmetine "Kitap" ve "Sünnet"ini emanet etmiştir.
Her çağda, bu emâneti taşıyan, kılavuzluğunu yapan ve kendini Asr-ı Saâdet döneminde yaşatan "Büyük Adamlar" zincirinden bir zâtı seçmek ve ona tabi olmak ve o zâtı örnek almak ümmet olmanın ön koşuludur ve farzıdır.
Öyle bir zatı örnek almadan ve ona tabi olmadan ümmet olmak mümkün değildir.
İşte bu sosyalleşmeye, "cemâatleşme" denmektedir.
Bir cemâatin üyesi olmadan ümmet olmak nasıl düşünülebilir?
Allah CC, sosyalleşmemiz için üç büyük tatil anlayışını ve dinî ritüelini bizlere farz kılmıştır.
a) Birincisi Cum'a Günü tatilidir.
b) İkincisi mevsimlerin içine yayılmış "Haram Aylar"dır.
c) Üçüncüsü de yıllık tatil olan "Hacc" mevsimidir.
İşte bu kitapta bu üç tatil gerçeğinin araştırılmasını bulacaksınız.
*
* *
Nasıl Bir Kader Anlayışı
"BİLGİ TOPLUMUNUN KADER ANLAYIŞI"
adlı kitabımız yayınlanmıştır.
Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir.
Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kader tartışması vardır.
Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir.
Kader gerçeğinin, modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır.
Kader konusunu beyinlere, özellikle genç beyinlere öyle nakşedeceğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin.
Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin.
Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta görmüş olsun.
Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, hayır-şerr yargı düzeninin hidayet-dalâlet ikilisi biçiminde nasıl özetlendiğini bulacaksınız.
Bu kitapta; iyi sosyal düzeni de, kötü sosyal düzeni de kuran siyasî iradenin karizmatik halk kahramanını "Kurtuluş Savaşı"na taşıması için siyasî Müslüman'ın oylarıyla desteklemesi gerektiğini bulacaksınız.
Bu kitapta, ancak o siyasî tercih ile kaderde saîd veya şakî olduğu planlamasının dünya yaşamında kaza edileceğini bulacaksınız.
Evet bu kitapta, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da, evet; bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız.
Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.
Yine bu kitapta; Hz Ali-Muaviye çekişmelerinde, siyasî iradeyi, hayır-şerr sosyal düzeni için "Kurtuluş Savaşı" verme konusunda nasıl kullandıklarını bulacaksınız.
Bu kitapta, karşıt iki, iyi-kötü karizmatik halk kahramanı savaşında kader planlamasının nasıl kazaya dönüştüğünü göreceksiniz.
Yine bu kitapta, Şîa'nın "Oniki İmam Hareketi"nin kader konusunda ne anlam belirttiğini göreceksiniz. Hz Musa'nın, Hz Îsâ'nın ve Hz Muhammed'in "kendini ifade etme özgürlüğü" ve özel yetisi konusundaki karizmalarını da yeni bir anlayışta okuyacaksınız.
Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.
Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.
"Bilgi Toplumunun Kader Anlayışı" adlı kitabımız yayınlanmıştır. Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir. Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kade vardır. Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir. Modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır. Kader konusunu beyinlere, özellikler genç beyinlere öyle nalşedeğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin. Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin. Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta göreceksiniz.
Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız. Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.
Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.
Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.
*
* *
|
|
|
| Aktif
Ziyaretçi |
1
|
| Bugünkü
Ziyaret |
116
|
| Toplam
Ziyaret |
281154
|
|
|
|
|
|
SAĞ-SOL DEĞİL, SAÎD-ŞAKÎ |
Zaman zaman basına sızar: "İslam'da Sağ ve Sol" diye.
Araplar da aynı teraneye uyarak: "Yemînyye-Yesâryye" sloganını kullanır.
"Ne sağcıyım; ne solcuyum; Ama İslamcıyım" sloganı da vardır.
Ayrıca dünyada sadece iki siyasî blok olduğunu savunanlara karşı:"Hanîflik yok mu?" Neden sadece iki takım insan!..
İşte Müslümanlığın da insanlık tarihi boyunca bir siyasî devlet iradesi olarak varolduğu, amma insanlar her zaman bu gerçek mefkûre olan İslam mefkûresini sümenaltı ettikleri Kur'an-ı Kerimde anlatılmaktadır.
Bu sayfada bazı çarpık bulduğum kavramları yorum farkıyla okuyucularıma aktaracağım.
Kur'an Araştırmaları kategorisindeki yazının Devamı
|
|
|
KADIN YAZARIN İSLAMÎ YORUMU |
Allah cc, dünyada iki cinsiyetli "halife" yaratacağını, amma cennette veya cehennemde bu erkeklik-dişilik ayrımı olmayacağını, tüm insanların "zamansızlık-mekansızlık" olan ahiret yaşamında, "nefs-i vahide" olarak diriltileceğini açıklamıştır. Bu nedenle dinimiz; kadının erkeğin içinden çıktığını, yazısız yorumlamalarda, bize emreder. Bu tartışmalı yorum, nefs-i vahide'nin farklı yorumlanmasından veya hiç yorumlanamamasından ortaya çıkar ve kadın zaman zaman horlanır. Oysa ahiret yaşamında, hatta ölüm anından itibaren artık kadın-erkek ayrımının ortadan kalktığı ve tüm insanlığın nefs-i vâhide biçimini alacağı gerçeği çok farklılıklara neden olduğundan kadın horlanır.
işte burada da kadın yazarın erkeklere taş çıkartacak yazısını ikinci olarak sitemize almış bulunmaktayız. Ahiret hayatında kadının da biz erkekler gibi olacağını, biz dennetlik erkekler, yüzlerce huri içinde krallar gibi yaşarken ua kadınlarımız... İşte bu yorumumuza göre dünyadaki kadınlarımız ölüm anından itibaren bizim hanımımız olmayacaklarını, onların da biz Müslüman erkekler gibi haşrolunacaklarını, onların da biz Müslüman erkekler gibi yüzlerce hurilerinin içinde krallar gibi yaşayacaklarını anlatmak istedim. Bu nedenle dünyada bazı kadınları Allah cc, erkekleri cebinden çıkaracak kadar akıllı yarattıklarını da anlatmak istedim.
Kur'an Araştırmaları kategorisindeki yazının Devamı
|
|
|
KUR'AN-I KERİM |
Kur'an-ı Kerim, anlaşılmaz bir gerçek ve ispatlanamayan bir gerçektir. Bu nedenle, "Ben Kur'an-ı Kerimi tam kavradım. Benimkinin dışındaki tüm mealler yanlıştır" demek, skolastizmin ve dogmatikliğin, hatta Selefîliğin tipik anlatımıdır.
Kur'an Araştırmaları kategorisindeki yazının Devamı
|
|
|
SİVİL ZİHNİYET VEYA KIYAFET |
Biz Kur'an-ı Kerimi tanımlayamadığımızdan, veya tanımlaması bizi çok aştığından, aklımızın bu konudaki akıl kurallarını kullanamadığımızdan olacak ki birbirimize saygılı müfessirler olamamaktayız.
Müfessirler, aynı kutsal kitabı güncellemek ve çağının genç-yaşlı beyinlerine anlatmak için çırpınan Büyük Adamlardır.
Bu Büyük Adam adayları, Allah'ın cc müteşabihlerini mütaassıp ve önyargılı mezhep, meşrep veya tarikatlerinin önderlerince muhkemleştirildiğinden (Âl-i İmran Sûresi: 7) ve kendi kafalarından nuhkemler ürettiklerinden bölücü veya ayrılıkçı olmakta ve kendilerini küçültmektedirler. Sonuçta da birkaç kuran ve birkaç din ve de aynı beldede birkaç cami ve dergâh kurmaktadırlar.
İşte bu konuda, benim kafamdaki Beyyine Sûresinin meali, dolayısıyla tefsiri canlı örnek oluşturmuştur:
"1 Küfrü yaşatan, müşrik sözde Kitaplılar, kendilerine sivil irade beyyine; 2 hiç el değmemiş sahifeleri okuyup yaşatacak Allah Resûlü gelmedikçe ayrıcılıklarını sürdüreceklerdi; 3 bünyesinde çağdaş anayasalar olan sahifeyi...
4 Sözde Kitap verilenler, sivil irade beyyine gelip benimsenmesine rağmen, hemen ayrılıkçı oluvermezler mi! 5 Oysa tüm dînî değerleri Allah için ince elekten geçiren Hanifler olarak sırf Allah'a kulluk etmek; namazlarını bilinçlice kılmak, zorunlu harcamalarını yerinde yapmakla yükümlü kılınmışlar. İşte sivil irade bu! 6 Demek ki o kâfir, sözde Kitaplı müşrikler, sonsuza değ kalacakları sosyal bunalım cehennemi içindedirler. İşte onlar, en kötü irade sahibidir.
7 İman eden ve onu dışa vurup salih amel işleyenler... evet onlar en iyi irade sahibidir. 8 Onların Rabbleri katındaki ödülleri; orada sonsuza değ kalıcılar olarak, altından ırmaklar akan Adn köşkleridir. Allah onlardan hoşnut, onlar da Ondan hoşnut olmuşlardır. İşte o yönetim, Rabbinin korkusunu kalbinde yaşayanlar için!"...
İşte sivil zihniyet taşımayan din dışı sivil toplum yapılanmasının içinde yerini alıp ayrılıkçılık tohumlarını eken, Allah'ın cc müteşabihlerinden kendine özgü muhkemler oluşturup, devleti kuran siyasî irade sahiplerinin
kıyafetine bürünen müfessir, din akademisyeni, keskin ulema kimliği taşıyan sivil kıyafetliler, bu sûre-i celile mantûkunca: "Bölücü" "küfür içindekilerin çömezi" ve "müşrik Ehl-i Kitap" olmaktadır. Bu kısır görüşlü, Allah'ın cc dinini anlamayan peşin fikirli kişiler, Allah'ın sivil zihniyetli Hanîfleri olamadıklarından cehennemin dibini boylamaktadırlar.
Ben ciddî bir müfessir adayı olarak Merhum, Şehid Seyyit Kutup'un "FîZılâl-i l Kura'n"ını: "yalnız insan ve kâinat hakkındaki yaratılış gerçeğine uygun yeni yaklaşımlar" getirmesinden dolayı çok seviyorum.
Bence Kur'an-ı Kerimde insan merkezli "Devlet" ve kâinat merkezli "Sivil Toplum Örgütlenmesi" esas alınmaktadır.
İşte aşağıdaki önemli başlıklar taşıyan yazıyı, bu amaçla alıntı yaptım.
Kur'an Araştırmaları kategorisindeki yazının Devamı
|
|
|
KUR'ANA BÜTÜNCÜ BAKIŞ |
Kur'an-ı Kerim, hiçbir insanın veya grubunun özel mülkiyeti değildir.
Kur'an-ı Kerim, Allah cc tarafından: "Beni Rabbim eğitti ve benim eğitimimi en güzel bir eğitim yöntemi kıldı" sözleriyle dillendiren Hz Muhammed Mustafa'ya SAV indirilen Kitap'tır.
Kur'an-ı Kerim, kıyamete kadar etkinliğini sürdürecek ve hiçbir çağın insanı tarafından şifresi çözülemeyecek ve ebced hesaplarıyla sınırlandırılamayacak kadar mucizevî ve gaybî bir Kitap parçasıdır.
Kur'an-ı Kerim: "Allah'a itaat ediniz ve Resûlüne itâat ediniz..." biraz serbest ve geniş anlamıyla: "Allah'ın cc devrim ilkelerine; makâsıdına bağlı İcmâ'-ı ümmet kurulunun yenileştirici Kur'an kararlarına aynen uyunuz" âyet-i kerimesinde anlatıldığı biçimiyle, her çağa yetecek kadar Kur'an gerçeğini o çağın ulemasının sırtına yükleyen bir Kitab'ın son dilimidir.
İşte Atasoy Müftüoğlu'nun çok dikkatimi çeken mezhepçilikle ilgili yazısını alıntıladım.
Kur'an Araştırmaları kategorisindeki yazının Devamı
|
|
|
ÇEVİRİDE İZLENECEKLER |
Tercüme yapabilmek, en zor karizmalardan birisidir. Kur'an-ı Kerimin harfî tercümesini yapan kimse olamaz. çünkü vahiydir ve "kuş" sözcüğünün altında; kıyamete kadar geliştirilecek tüm uçak modelleri vardır. biz bugünkü bir uçağın adını kullanırsak çok yavan olur.
"Siccîl Taşı" kavramını da taş olarak veya konvansiyonel, çekirdekli silah olarak da alamayız. Biyolojik silah mikrobu da diyemeyiz. Lazer silahları da diyemeyiz. Nötron bombası da yetersiz kalır. Kıyamete kadar tüm bombalar bu kavramın içeriğindedir.
Aşağıdaki alıntı yazı, tamamen bizim görüşlerimizi yansıtmaz, ama yaklaşık bizim görüşlerimizi az da olsa yansıtmaktadır.
Kur'an Araştırmaları kategorisindeki yazının Devamı
|
|
|
VASAT ÜMMET |
Vasat Ümmet, tefsir tarihinde, sadece bizim yorumladığımız biçimiyle, Sivil Toplum Örgütlenmesini dillendirmektedir.
Biz modern çağımızdaki devlet anlayışıyla denkleşecek devletin bütün işlevleriyle karşılanması tek arzumdur.
Fanatik veya köktnci bir din adamı değilim. Sekülerleşen günümüz dünyasında, İslam'ı gündemde tutacak bir düzenlemeye günümüz dünyasının çok ihtiyacı olduğu kanısındayım.
Bana göre, diğer makalelerimde de vurguladığım gibi, devlete ulaşmada sivil toplum örgütlenmesinin üstlendiği kariyeri göz önüne alarak, bu tespitimi ispatlamaya çalışacağım.
Düünyada ve özellikle İslam dünyasında Ulemâ kesimi birlikteliği sivil toplum örgütlenmesinin başını çekmiştir. Yine de öyle olacağı üzerinde durulması gereklidir.
Kur'an Araştırmaları kategorisindeki yazının Devamı
|
|
|
BİLİM VE KUR'AN KÜLTÜRÜ |
Biz ne kadar ifade etsek de başkalarının da aynı duyguyu farklı kelimelerle anlatması bir başka hoş olmaktadır.
Kur'an Araştırmaları kategorisindeki yazının Devamı
|
|
|
TEFSİRDE METOD ÇIKMAZI |
Tefsir, kolay bir iş değildir. Tefsir konusunda ele alınacak ve kaynak gösterilecek eselerin kısıtlanması ve kısıtlanmış olası yanlıştır.
Aynı zamanda, metod tartışması da eskiye bağlı ve kısıtlı olmamalı. Tefsir usulündeki metod atrtışması da yenilenmek zorundadır.
Alıntısını yaptığımız yazıda, çok öenmli konulara değinilmektedir. Elbette bazı görüşleri yetersiz görsem de % 60 bu açılımlara katılmakta olduğumu belirtirim.
Kur'an Araştırmaları kategorisindeki yazının Devamı
|
|
|
İMAM CAFERÎ TEFSİRİ |
Şi'a imamlarında sözüne en güvenilir İmam, İmam Azamın da RH hocası ve yakını olan Cafer-i Sâdık'tır. RH
İşte Tabatabaî'nin kaleme aldığı yazıyı hiçbir sansür eklemeden alıntıladım.
Kur'an Araştırmaları kategorisindeki yazının Devamı
|
|
|
KUR'AN ÜZERİNE |
Kur'an-ı Kerim, yalnız bir çağın, diyelik ki Hz Peygamberimizin SAV çağının Kitab'ı değildir. bu nedenle Hz Peygamberimiz SAV de Kur'anın tefsirini yapmamıştır. âyetleri, bütününden bağımsız olarak o çağın insanına tefsir etmiştir, ama tüm Kur'anın tefsirini yapmamış ve ümmeti bağlamaıştır. Kur'an'ın anlaşılmasını çağlara yaymıştır.
Kur'an Araştırmaları kategorisindeki yazının Devamı
|
|
|
Kuranî Metod |
Kur'an-ı Kerim hukuk kitabı değildir; ahlak kitabıdır.
Kur'an Araştırmaları kategorisindeki yazının Devamı
|
|
|
MEZHEPLER KUR'ANIN AYNISI DEĞİLİDİR |
Kur'an-ı Kerimi iyi anlamalıyız.
Kur'an Araştırmaları kategorisindeki yazının Devamı
|
|
|
ÇAĞIMIZIN KUR'AN KÜLTÜRÜ |
Kur'an-ı Kerim, bir bütündür. Kur'an kültürü her çağın uleması tarafından çağlara göre geliştirilir.
Kur'an-ı Kerim, durağan değil, süreğen bir Kitaptır.
Kur'an Araştırmaları kategorisindeki yazının Devamı
|
|
|
Kur'an Mantığı ve Sosyalizm |
Sosyalistler Kur'anı nasıl anlar? bu mantığa ağırlık veren ve tamamen sosyalist Müslümanlara dökümen sağlayan İhsan eliaçık'ın bu yönünü beğenmiyorum.
Kur'an Araştırmaları kategorisindeki yazının Devamı
|
|
|
İCMÂ'-I ÜMMET GERÇEĞİ |
Dinimizin şer'î kaynakları, Kitaptır, Sünnettir, İcmâ'-ı Ümmettir ve Kıyas-ı Fukahadır.
Ama bizim dar görüşlü ulema kesimi, nedense sadece Kitap ve sünnet demektedir.
İcmâ'-ı ümmte hiç yer vermemektedir. Onun yerine sahabenin Kur'an anlayıuşına sarılmaktadırlar.
Aşağıda örnek alıntısını yaptığımız yazıda doçentlik kariyerine ve şimdilerde profesörlük makamına ulaşmış bir âlimin hezeyan sayılabilecek saçmalıklarıyla karşılaşıyoruz.
Hesapta İslam'ın Roma Hukukundan ve dolayısıyla Yunan mantık ikelrinden yararlanmadığını ve Kur'anın kendine özgü mantığı bulunduğundan söz etmektedir.
Oysaki bana göre saçmalamaktadır. Çünkü Kur'an mantığında hiçbir sabit nokta yoktur.
Kur'an-ı Kerim, İslam'ın çok sağlam devrim ilkelerini vermiş ve İslam uleması da bu gerçeği "makasıd" adı altında toplamışlardır.
her yüzyılda ayrı ve yeni "Makasıd" Kitapları yazmışlardır.
İslam, devletle ilgili ve dolayısıyla muamelatla ilgili hiçbir geniş açıklamada bulunmamıştır.
Bu nedenle de devlet yönetim ilkeleri dediğimiz muamelat konusunu her çağın yetkili, seçkin âlimler topluluğunun yüce kanaatlerine emanet etmiştir.
Bu âlimler topluluğu, bireysel içtihat kapsamında kaleme alınan bilimsel makaleleri bir sekreteryada toplayacaklar ve yılın belirli günlerinde düzenlenen panellerde toplanacaklar ve bu bireysel içtihatları görüşüp tartışacaklar ve tek metin halinde oylayacaklardır.
Fıkıh usûlü denince İslam'a özgü ve tek bir metin halinde donrurulmuş maddelerden ibaret olmamalıdır.
Fıkıh usulünün inceleme alanları çağlara göre geliştirilmelidir.
İslam fıkhı da seçkin ulema topluluğu olan icmâ'-ı ümmet kurulunca sürekli tartışılmalıdır. Kendisini yenilemelidir.
şunu anlatmak isterim ki İslam'ın Aristo Mantığı ve Roma Hukukundan farklı yönleri yoktur.
İslam ve bilim, sürekli birbirine açık olmalıdır.
eğer İslamî bir şirket kurmuşsak bu şirketin ana sözleşmesini hazırlarken, üniversitelerimizce hazırlanmış sözleşme metinlerinden üzerinde İslam'ın devrim ilkeleri olan Makasıd ilkelerine aykırı noktaları ayıklayarak hazırlayacağımız yeni metin üzerinde karar kılmamız gerkmektedir. İslam'a özgü bir şirekt sözleşmesi hazırlayamayız. Aristo mantığı ve Roma Hukuku çerçevesinde hazırlanacaktır. Bilimsellik kazanmış hiçbir ilkenin belli bir millete veya üniversiteye mal edilmesi mümkün değildir.
"İlim Çin'de de olsa alınız" buyuran bir peygamberin ümmetiyiz. Aşağıdaki alıntı çeviri makaleden ben şahsen hiçbir şey anlamadım.
Kur'an Araştırmaları kategorisindeki yazının Devamı
|
|
|
HEGEL'DE DİYALEKTİK |
Bilimsel düşünce,başkalaşmış düşüncelerin çarpıştırılması sonucu gerçekleşir.
Kur'an Araştırmaları kategorisindeki yazının Devamı
|
|
|
|
| ANKET |
Lütfen
anketimizi oylayınız.
|
|
|