2 Hamd1, Allah’ın... dünyaüstü dünyalıların2 Rabbinin... 3 Rahman’ın,3 Rahim’in; 4 yargılama günü sahip-yöneticisinindir.
5 Ey Rabbim! Yalnız Sana kulluk eder, yalnız Senden yardım dileriz:
6 Bizi Sırat-ı Mustakim mefkûresine4 kılavuzla;5 kendilerine in’am ettiklerinin6 yoluna!.. 7 kendilerine gazap edilenlerin7 ve sapkın mefkûresizlerin8 yoluna değil! AMİN (el - Mâide: 60, el - Fetih: 6, el - Mücâdile: 14, el - Mümtahine: 13)
Dipnotlar:
1 *Fâtiha Sûresi Ümm'ül-Kur'andır. Kur’an-ı Kerimin beynidir, kalbi ve anahtarıdır. "Başlangıç metni"dir. Öyleyse anahtar sözcüklerle başlamak zorundadır. Her anayasa gibi Kur'an düzeninin de başlangıç bölümü, Fâtiha Sûresidir.. Dolayısıyla meallerinde öyle sözcükler kullanmalıyız ki Kur'an düzenine bir bütün olarak baksın. “Hamd”, övgü marşlarını seslendirmektir; en üst makamdaki ve en üst siyasî irade sahibi makamındakiler adına, övgü amaçlı marşları, o yüce kişilik aşkıyla seslendirmektir. Yükseklerden, gür sesle, musikisi de olan ezan, tekbir, ilahî, salat-selam vb özel övgü marşlarını seslendirmek, hamddir.
Bu beyin kapsamındaki sözcükler, tüm Kur’an-ı Kerimi içermesi, çok kapsamlı olması, ancak akademisyenlerin kavrayabileceği anlam taşıması gerekmektedir. İçeriksiz ve yalın "övgü" sözcüğüyle başlatmak, evrensel ve kıyamete kadar sürecek Kitap için anlamsız olmaz mı? Biz Kur’an sözcüklerini yorumlarken, Kur’an-ı Kerimde kendini tefsir eden sözcükleri ararız. Bulamazsak, bir tefsir yöntemimimiz de diğer ilâhî dinlerde veya milletlerin dinî anlayışlarında, destan olarak yaşatılmış, toplumun en üst siyasî irade sahiplerini övgü ve ibadet amaçlı sosyal etkinliklerine bakarız. İşte Eski Yunan’da Musa’lar, çok güzel sesleriyle, koro biçiminde söyledikleri ilâhîlerinin bu seslerini; göğe çekilirlerken vatanlarının dağlarına, ormanlarına, akarsularına bırakmışlardı. Res. Türk Ed. Görüldüğü gibi aşk makamındaki Yunan tragedyasındaki tanrılar, destanlarında, ilâhîlerinin seslerini vatanın dağ, orman ve akarsularına bırakmışlar.
Hamd, siyasî irade sahiplerinin üstündeki en yüce makamda Allah Taâlânın olduğunu, Arş’in üstünde kontrol karargâhı kurmasıyla Yûnus: 3. anlamaktayız. O Rahman’ı, herkesin, her mahallenin, her kasabanın, her ülke halkının, topyekün uygarlıkların sahipliğini yapmış ve yapacakların duyacağı kitle iletişim araçlarıyla, tatil sabah ve akşamlarında tanıtım programına başlarken ve bitirirken, bayram günlerinde, kandillerde, tatil günü Cumanın her anında, kandil gecelerinde, haram ayları boyunca ve hacc mevsiminde övgü marşlarıyla anmaktır, Hamd.
Toplumun en üst siyâsî makamındakilerinin katıldığı her törende, onların önünde ve onları da temsilen, ülkeyi; rejimini ve Rahman’ı aşk makamında sevenlerin, halkın maddî ve manevî oylarıyla seçilmiş sevenlerin korosundan vatanın her köşesinde, dünya üstü dünyalıların duyacağı yerlerden o aşkla haykırmaktır, Hamd.
Aşk makamından marşlar seslendirenler, kendilerini dünya üstü dünyalıların ülkelerine bırakırlar: “Sonsuzluk yolunda yürüyüşe çıkan varlıksın. Atomun içindekiler hareket ederken; dünya, ay, güneş, evren hareket ederken senin fiziksel ve ruhsal olarak durman, dünyaya, evrene, varlığa yani kendine ihanettir.” İnsanın mutluluğu, kulluğunun şifrelerinde kodlanmıştır. İmanla bilgisayar açılır, amelle şifreler kodlanır. Gözün yoksa, renklerin albenisinden için titreyebilir mi? Fıtratınla tanışamamışsan, dünya-ahiret, cennet-cehennem, aşk, Allah sana ne ifade edebilir?
Sahip olmak demek, tanrılığa kalkışmak demektir. Hiçbir şeye sahip değilsen, yegâne sahibin Allah olacaktır. Böyle olunca kulluk bilincine varacaksın. Sen, hiçbir hakka sahip olmadığını haykır. Sen istenen değil, isteyen bir varlıksın. İstenen tek varlık Allah'tır çünkü. Böyle olunca tanrılığa soyunmayacak ve yerini bileceksin. Yerini bilen insan, emin insandır. Yerini bilen insan mutlu, umutlu, huzurlu insandır. Tanrılıktan kaçınırsan, Allah seni "kul" olarak bulacaktır. Allah seni "kul" olarak bulunca, fıtratını tanıyacak ve sonsuzluk boyası ile boyanacaksın. Sen, "fakr" bayrağını gönderine çek! O zaman, Allah da senden bir şey istemeyecektir. Allah senden istemeyecek, sen Allah'tan isteyeceksin. Her şeyden soyunacak ve hafif-leyeceksin. Hafifledikçe, sonsuzluk yolunda yürürken yorulmayacak, terlemeyecek, düşmeyeceksin. Sen, hiçbir şeye sahip değilsin, olmayacaksın. Bir toza bile sahip oluşun seni toprağa gömebilir. Senin gücün, sahip olmamanda saklı. Sen, sahibine yönelen "müflis"sin. İflasını mübarek kıl! Can bahçesinde öten nice bülbüller dilsiz oldular. Seni ruhunla başbaşa getirecek, onunla tanıştıracak şeyin senin "aşk"ın olduğunu bir an bile aklından çıkarma! Aşkın çağrısına kulak ver ve "kul" ol! Hiçbir şeye sahip olmadan kulluğunun tadını dünyada çıkar. Kul ol, tanrı olma. Kul ol, güçlü ol. Kul ol, bir damla gibi okyanusa kavuş! Fıtratın Aşk Çağrısı
Diğer bir anlamıyla hamd: “âyin imtiyazına sahip omak”, “uygulamak” anlamına da alına-bilir. Çin’de “vi-li” âyinlerini sadece soylular yaparlardı.halk sadece “su” törenlerini bilirdi. Uzakdoğu özdeyişlerinde: “Âyinler basit halk düzeyine indirgenemez” tekerlemesine sıkça rastlanır. Basit halk âyin yetisinden ve soyluluktan yoksun olarak görülürlerdi.
İşte bu âyette, “âyin yapma yetkisi “hamd”in Allah Taâlâ’ya âit olduğu, aşk düzeyine ulaşmış yedinci gökkatındaki ermişlerin yetkisinde olduğu vurgulanmaktadır. Aynı bağlamda Ortaçağ şövalye edebiyatında “Aşk Serenadları” yapan şövalyeler var Âdeta bir ruhbanlık liyakati yakıştırılan şövalyelerin yasalarındaki bazı acayip özdeyişler Yunan tragedyasının İslam’a ve hamd anlayışına nasıl ters düştüklerini anlatmaktadır. Bu şövalyeler, başkalarının kadınları üzerinde de hak sahibi ve güçlü-muzaffer “Kutsal Şövalyeler” olarak geçtikleri “Ormanlar Kralı” efsanesini andırmaktadır. Batıdaki "Esrarengiz Kadın" ya da "Ermiş Kadın"ın gerçek yaşamdaki bir kadının kişili-ğinde canlandırıldığı, aşkın ve seksin gerçek mütaâlleşme ögeleri, hatta müthiş bir vecd hali içinde benliğin sınırları aşılarak yaradılışın yüceliklerine ulaşılmasını sağlayan ögeler olarak belirdikleri "seksin metafiziği" de Mod. Dün. Başkadırı. hayvansal aşk anlamıyla çirkin hamd trajedisini çağrıştırmaktadır.
2 *Dünya sadece biz insanların dünyası değildir. Bizim gibi ama başka boyutta, bizden astronomik düzeyde farklı bilgiye sahip cinnlerin yaşam mücadelesi verdiği ayrı ayrı dünyaları vardır. Bize varlıkları bildirilmemiş, Allah Taâlânın bilgisindeyaşam mücadelesi veren daha nice düşünen zekâya sahip varlıkların dünyaları da vardır.
Bu yedi kat âlemin ana çatısı, "Büyük patlama" ile kurulmuş ve çok kanatlı meleklerden daha az kanatlı meleklere, foton dünyasıdaki cinnlere ve kanatsız beş boyutlu insana, oradan da üç boyutlu cansız maddeye kadar herkesin dünyası belirlenmiştir. Atom bazında insan alemi, foton bazında cinnler alemi ve bilimin dışında kalsa da tasavvufça benimsenmiş öteki gök katlardakilerin âlemi vardır. Cinnler çok ileri uygarlıklarda radyo mesajı yayınlar. O dünya ötesi bilgi kaynağının frekansı, zaman katsayısı ve kanal seçimi insan aklının üzerindedir. Bugünün teorik fizikçileri foton dünyasından daha üst gök katlarını yakalayabilecek enerjiye sahip makineler keşfetmeye çalışmaktadır
Dünyamızda yalnız mıyız, dışımızda da düşünen zekâlar var mı? Tasavvuftaki dünyalarla bağıntı kurulabilir mi? sorularının cevabı artık verilebilmektedir. Bu kavram, bilimsel olarak "devrilen kurşun kalem benzetmesi"yle paralel evrenler gerçeğinde Bilim ve Teknik Dergisi anlatılmaktadır.
"Âlemîn" sözcüğü cemi müzekker salim olarak canlı, örgütlü ve dinamik kavramdır. "Çoğul Dünyalılar", "onsekizbin âlem"dir ama içeriğini anlayan yok. Çoğul dünyada katın bilişim ve iletişim yapısına göre kanat sayısı Allah Taâlâ'ca formatlanmış ve kodlanmıştır. Bu düşünen zekâlar fiber optik ve radyo dalgaları alanında çok duyarlıdırlar. Yerdışı yaşam konusunda gökbilimcilerin keşfettiği, bugün sayıları 100’ü aşan gezegenli “Güneş-benzeri” yıldızlar sayılabilir. Bir ünversite İnternet’inde Yerdışı Yaşamı Araştırma Merkezi SETİ var. NASA 1992’de kurup iç politik nedenlerle kapatmak zorunda kaldığı SETİ’yi; yeniden ve günümüz olanakları ve anlayışıyla, Astrobiyoloji Enstitüsü adıyla yeniden başlatma ve destekleme kararı aldı. Son yıllara kadar yalnızca radyo teleskoplarla yürütülen çalışmalar, artık optik teleskoplarla da yürütülüyor. 1962’den beri elde edilen sonuçların değerlendirilmesi çalışmaları da yoğunlaşmakta. Dünyadışı yaşam konusu, ilköğretimden üniversite öğretim kurumlarına kadar tüm öğrencilerin ilgi alanı olmuş, ders kitabı olacak düzeye ulaşmıştır.
Ne yazıktır ki tasavvufu da yakından ilgilen-dirmesine rağmen, konunun Kur’an-ı Kerim yorumlamalarında ele alınması, başta din akademisyenleri üzerinde soğuk duş etkisi yapmaktadır. Konu, henüz bilimsel dayanağı olmadığından bilimdışı sayılan UFO’larla özdeşleştirilmektedir. Bilim ve Teknik Der. Ey insan, ey sırlarıyla tanışamayan! Bari sır kapısında beklemeyi bil!
Ateşler tutuşturacaksın gönüllerde. Gönüllerde sevgi, kazan kuracak. Sevgi kazanında aşk yemeği pişecek, ama sen yemeyeceksin. Sen yemedikçe, aşk yemeği aşkından çatlayacak; dünyayı, güneşi, evreni tutuşturacak. Evren alevlenecek! Gökleri mekân tutacaksın. Hava atına binecek, ateşleri söndürmeye gideceksin. Ateşle buluşacak ve "hayat" olacaksın. Ama sen sahip olmayacaksın. Senin adın geçmeyecek hiçbir yerde; adlara "ad" olacaksın. Cennetteki “Âdem” adı gibi.
3 *Artık Internet ağı kendisine aralanan kul, Rahman Allah’ın ve ardından Rahim Allah’ın katındadır. “Şimdi, ilâhî bir sessizliktesin. Gözsüz görüyorsun; kulaksız duyuyorsun; burunsuz kokluyor, elsiz dokunuyor, dilsiz tadıyorsun. Evren dönüyor ve seni besteliyor. Evrenin dönüş sesidir ruha inen, canı tutuşturan musiki. Evren seni okuyor; sen harf harf, kelime kelime, cümle cümle, âyet âyet kitaplaşıyorsun.”
“Artık nağmeler seni söylüyor. Yağmur senin için yağıyor, bülbül senin adına ötüyor, yıldız senin için parlıyor, güneş sana secde ediyor, ay sana göz kırpıyor... Bütün bunlar, beş duyuya da sahip olmadığını anladığın "an"da oluyor.”
Rahmet, vahiy bilgisiyle etkileşim ağı da denilebilen “gök katları ilâhî Internet ağı”nı Allah Taâlâ'nın kullarına aralamasıdır. İyi bilinmeli ki iki bilgi kaynağı var. Birisi Hz Hızır AS’ın bilgi düzeyi, Zülkarneyn AS’ın bilgi düzeyidir. Ene’l-Hak diyen Hallâc-ı Mansûr’un o makamdaki bilgi düzeyi ve öteki de Musa AS’ın bilgi düzeyidir. İşte biz ikincisini okumaya çalışıyor, deneysel bilimlerle ve fizik laboratuarlarında test ederek sağlayabildiğimiz kadarıyla anlıyor, deneysel bilgi diye adlandırıyoruz. Diğerini de Allah Taâlâ'-nın özel yetilerle donattığı özel kulları Nebi, Veli vd nin imgeleme yaptıkları bilgidir. Rahman Allah, Internet ağını; çoğul dünyalı bilinçli zekâlara aralayan Allah’tır. Rahim Allah da aynı Internet ağını Nebî ve Velî kullara aralayan Allah anlamındadır. İşte transistör devrimi! İnsan beyni, transistörle teknolojideki yerini almış gerçek bilgisayardır. Rahmet, fiber optik ağ anlamındadır. Bu ağ mükemmel çalışabilirse bir ansiklopedinin kıtalararası iletimi bir saniye sürer. Çok kanatlı meleklerin haber iletişimi yakalanabilirse dünyanın en büyük kütüphanelerindeki metin ve görüntü birikimlerine kablo üzerinden erişilir olacaktır. Her şeye rahatça erişebilmek ve onları dört kıtaya ulaştırabilmek artık bilişim teknolojisinin tek görevidir. Teorik olarak tek bir fiber teli, saniyede 25 terabayt veri transfer edebilir. Bu hız insanüstü düşünen zekâ olan Hızır AS’ın, Zülkarneyn AS’ın bilgi düzeyidir. Rahmet Internet ağı kendisine aralanmayan insan, mekanik ve lambalı bilgisayarlara benzetilebilir.
İnsan beyni, süper donanımlı bilgisayardır. Mikroişlem bilgisayarın can damarıdır. Vahiy iletmek ve vahye mazhar olmak da bilişimdir ve mikro-işlemciler de görevlendirilen meleklerdir. Bilim ve Teknik Dergisi.
Seyr û sülûk yolculuğunun rotası Esma-i Hüsna'nın dip noktasında Rahim Allah ile bütünleşirken, tepe noktasında Rahman Allah ile bütünleşmektedir.
4 *Sırat-i Müstakim, bir mefkûredir. İnsanı umut içinde yaşatan, ruhunu güçlü tutan, özveride bulunmaktan çekinilmeyen yüce dilektir. Milletin bireylerini birbirine bağlayan güçtür.
Sözlük anlamı "uzak hedef" olan mefkûre, topluluğu aynı yolda yürüten bir sosyal güçtür ki insanlar bu uğurda birbirlerine karşı içten sözleşmiş gibidirler. Mefkûre, insanların gönüllerinde, bilinçaltında doğar ve destanlarda gövde gösterir.
5*"Hidayet, Sırat-ı Müstakim mefkûresini gönülden benimsemiş toplumun, karizmatik halk kahramanıyla kılavuzlaşmasıdır.
Hidayet", mefkûreye sahip karizmatik halk kahramanlarının izlediği politika ve halkının da o politikayı onaylamasıdır. Gönüldeş toplumu daha güzele, daha yüksek duygulara, özlenen vatana götürendir. Ahlakî, sosyal, siyasal vb düzlemde mutlak değerlere inanan ve böyle bir inancın önderi karizma sahibiyle sosyal bütünlük içinde olmaktır. O imamın davranışlarının ulvileştirilip sünnet biçimine getirilmesidir. Bugünkü gençlik örgütlenmeleri olan kulüplerinki gibi, Özel Evleri ve aynı mefkûrenin bilinçli elemanları olduklarını topluma açıktan duyuracak bir kıyafetleri olacaktır.
Rejimden arık Beytullah'lar olmadan millet olunmaz. Şimdi soralım: Acaba bugün İslam milleti var mı? Acaba bugün imamı seçilmeden bir İslam milleti var mı? Ben kimim? Kimlerin yaşayan sünnetini yaşıyorum? Siyasi irademi kimlerle paylaşıyorum? Milli irademi kimler satın almış? Siyasîleri sorgulayan ve çözüm getiren önder şahsiyet ve onun bir Evi olmadan Allah'tan CC nasıl yardım istenebilir? Dua için kalkan eller kimin önderliğinde Âmin Törenleri düzenleyecek?
Mefkûre, sosyal bütünleşmeyi sağlayan güç ve toplumu kenetleyen aşktır, çimentodur. Sırat-i Mustakîm, insanı önce Allah Taala'ya, sonra Hz. Musa gibi, Hz. İsa gibi ve Hz .Muhammed Mustafa gibi yüce mefkûre sahibi karizma sahiplerine, sonra da dâvaya gönül vermiş gönül erlerine bağlayan çimento, Millet olma mefkûresidir.
Kılavuzlayan, Yunus Emre'nin deyimiyle "dünyaya bir haber vermek" için gelen, gönderilen karizma sahibidir. Duyan ve duyduğu için kendisini sorumlu bilen, duymayanlara duyurmak için çalışan karizma sahibi İmamdır. Bu insan, milli iradeyi toplumsal bilinçliliğin projektörü altında tutar. Böyle bir önder için iman, pazarlık götürmez. Toplum bütün davranışlarını o önderin sünnetine uydurur. Kendini disipline eder. İşiyle özü arasında ayrılık, aykırılık olmaz.
Bir milletin mistiği, o toplumun sosyal yapısını oluşturur. Bu mistik şahlanış, bütün bir kitle İslam dünyasını ayağa kaldıran bir mefkûre olur.
6 *"İn'âm ettiklerin", bir sözlük değil, bir terimdir. Nimet, Allah vergisi demektir. Bugünkü karşılığı, karizma demektir. İn'âm da bu kapsamda, "karizmatik halk kahramanlığı vermek" anlamında olması uygun düşmektedir. Fatiha Sûresinde, bu bölümde siyasî İslam özetlenmektedir. Siyasî İslam, siyasî bir önderi ve Siyasî düşünen Müslüman vatandaşı anlatmaktadır. Siyasî Müslüman vatandaş için aynı biçimde düşünen bir siyasî öndere gerek duymaktadır. Kılavuz demek, imam demektir. İmam, siyasî önder demektir. Burada Kur'an siyasetini tam anlayan ve Kur'anı siyasî anlamda yorumlayan, siyaset meydanlarına taşıyan, karizma sahibi kişi demektir.
Öyleyse "in'âm ettiğin kişi...", karizmatik halk kahramanlığı verdiğin kişinin..." demektir.
7 *“Gazap edilen toplum”, hiçbir mefkûre sahibi olmadıklarından toplum dışı sayılan, asosyal insan sürüleri münafıklardır. Günübirlik yaşayan bu insan seli toplumsal yozlaşmaya uğradığından yerinilmektedir Midesini susturacakları seven, görünüşlere takılıp kalan insandır Zira tüketimci kadın, holdingleşmiş sermaye, beyin takımı ve el üstü yetiştirilen gençlik bu toplumun kendisidir. Sosyete hayatının ihtiraslarına, seksüel zevklerine ve artistik davranışlarına tutulmuş bu uyuşturucu bağımlısı nesil; yerinilmiş toplumdur.
Onuru kişisel çıkara, aklı paraya feda etmiş bu kuşak; kadını dışarda çalıştırıp fantezileştiren ve böylece iffeti israf edilen, aile ve çocuk sahibi olma sevgisi köreltilmiş toplumdur. Elbette yerinmiş toplumdur. İnsan araç ve eşya amaç olarak değerlendirilir. Böylece eşya pahalı ve insan ucuz gider. Maneviyatıyla bozuşmuş, ancak bedensel zevkleriyle barışık olur. Ruhlardaki açlık oburlukla giderilmeye çalışılır. Damlar göklere doğru yükselir ve ruhlar cüceleşir. Onun kimliği yozlaşıp soysuzlaşacağından, herkes kıskançlık ve hırs ateşiyle kaynar; taşarken birbirlerine kötü gözle bakarlar.
Öyle insanlar moda özentileriyle kemirildiğinden dünya ile oyuna dalar, dünya da onlarla oyuna dalar ve ötesini unutur giderler. Bu tüketimci insanların; sadece borsa hareketleri, faiz ve bono gibi değerli kâğıtların değerinin iniş-çıkışı kendilerini ilgilendirdiğinden kargınmış, ilâhî öfkeyi üzerlerine çekmişlerdir:
"Onlar Allah'ın kargış ettiği ve öfkesini üzerine çeken toplumdurlar. İmama bağlı değil de tağuta tapındıklarından Allah'ın maymunlaştırdığı, domuzlaştırdığı... imama bağlı kişi olmaları yerine tağuta kul ettiği kişilerdir". Maide: 60.
8 *Bir toplumda devleti ve her türlü siyasî otoriteyi ortadan kaldırmayı ve bunun yerine bireylerin serbest davranışlar sergilemesini hedefleyen hareket veya eylemlerin ortaya çıktığı anarşik ortamdır. Toplumsal düzensizlik, kargaşa ve kaos hali. Siyasî otoriteyi şiddet yoluyla ele geçirme anlayışıdır. "Tanrı şerdir" ve "mülkiyet hırsızlıktır" gibi slogan sözlerle anımsanan Proudhon başta olmak üzere Stirner, Tolstoy, Bakunin ve Kropotkin tarafından savunulur.
Sol hareketlerin babası Bakunin, modern anarşizmin kurucusudur.. Anarşinin hüküm sürmesini isteyen, anarşizmi destekleyen ve mücadele veren kişiye 'anarşist' adı verilir. Bireyci oldukları için toplumcu olan sosya-listlerle devleti ve toplumsal değerleri yıkma konusunda işbirliği halindedirler. Din Sos. Ter. Sözlüğü. Bu kötü karizmatik halk önderlerine, mefkûreciler karşıtı mefkûresizler anlamını vermekteyiz. Kurguladıkları güneş ükesinde, özel mülkiyete yer yoktur. Her şey devletin mülkiyetindedir. Birlikte üretilir ve tüketilir. İdeal Devlette çalışma sekiz saatken Güneş ülkesinde dört saate indirilmiş, yurttaşlar eğlenmeye, güzel sanatlarla uğraşmaya, Tanrıya bağlanmaktan daha çok zaman ayıran insanlardır.
Onlara göre bütün kötülüklerin; yalan, hırsızlık, kıskançlık, öldürme vb nin kaynağı ailedir. Güneş Ülkesinde aile kurumu yoktur. Kadınlar ve erkekler evlenmeden birbirleriyle yaşarlar. Aşk bakanı kimin kimle çiftleşeceğine karar verir. Bebekler, doğar doğmaz annelerinden alındıklarından, anne-babalarını tanımazlar. Devlet onları büyütür, eğitir ve iyi bir yurttaş yapar. "Yeni Dünyayı Yeniden Ziyaret" adlı ütopya-sında, kurtuluşu intiharda bulan Huxley: "Akıl almaz hızla gelişen teknolojiyle kıtalararası gidip gelmelerin roketlerle sağlandığı dünyada aile kurumu ortadan kalkmıştır. Tüm çocuklar tüp bebeğidir ve insan ihtiyaca göre üretilmektedir. Bu dünyada düşünmeğe yer verilmediğinden ölümü anımsatan geçmiş silinmiş, müzeler kapatılmış, eski anıtlar yok edilmiştir."
Orwell romanlarında: "Toplumlar jakoben imparatorların çizmesi altında ezilmektedir. İnsanlar korkak, tepkisiz, kişiliksiz, jurnalcı yetiştirilmiştir.” Onlara göre kültür tutkuların, çıkarların, kibirliliğin egemen olduğu sosyal olgudur. Birey tüm “özgürlükleri” elde etmiş ve oynatılan bir kuklaya benzediği sınırsız sarhoşluk ve yanılgıların içinde tamamen serbest kalmıştır. Spordan kaynaklanan sapıkça coşku, taşkınlık ve gerilimlerden beslenen, kişilik-altı kollektif güçlerin gösterilerine uygun bir nitelik taşımaktır. Kendileri için “devletsiz” anlamında “mefkûresiz” kavramı kullanılmıştır.
"Karanlık Çağ"ın karakteristiklerinden biri de bu tüm sınırları aşmış olan, ateşten ateşe sürükleyici, süreli yeni esriklik ve kendinden geçmeler oluşur. Bunlara göre gerçek-doğru, güç-hak, zafer-adalet gerçek ağırlık merkezi doğa-ötesindeki bir ve aynı şeyin görüntüleriydiler.