"Sahada futbolcular tribünde seyirciler büyük keyif alacak. Çünkü hırslı, agresif ve sürekli hücumu düşünen bir futbol oynatacağım" diyen Bernd Schuster'dir. Kafasındaki kurgu hakkında ipuçları verdi. Futbolda başarı, kavgacılıktadır.
06 Eylül 2010

 İletişim
 Özgeçmişim
 Kur'an Araştırmaları
 Basında 2001 Yayınları
 Meal-Tefsirimizin Ayrıcalıkları
 Bize Göre Tartışmalı Konular
 Kur'an'da Psikoloji
 Kur'an'da Ekoloji
 Kur'anda Kimya
 Siyasî İslam Önderleri
 Bir Sivil Toplum Örgütü: Tarikatler
 Kur'anda Belediyecilik
 Yâ. Sîn. Tefsiri ve Ashab-ı Karye
 Kur'anda Kelam
 İslam'da Nikah ve Kadın Hakları
 İslam'da Hılafet Merkezi
 KUTLU DOĞUM
 Erbakan Din Anlayışı
 İdeoloji ve Dinî Gelişim
 LAİKLİK VE İDEOLOJİ
 Münafık Vatandaş Kavramı
 KADER VE CİHAD
 Bu Görüşüme Katılır mısınız?
 FİZİK ve Teorik Fizikçiler
 KİTAP
 EVLİLİK-BOŞANMA
 TESETTÜR-ÇIPLAKLIK
 SPORUN SİYASİLİĞİ
 Şakî-Saîd Çatışması
 NİMET VE KARİZMA
 KISSALARIN ANLATTIĞI
 MİRAC VE IŞINLAMA
 RUH VE NEFS
 YARATILIŞ VE EVRİM
 ŞİRK VE TRAGEDYA
 ÖLÜMSÜZ KULLAR
 BÜYÜK PATLAYIŞ veya BİG BANG
 UZAY VE UZAYLILAR
 FATİHA SÛRESİ Tefsiri
 CUMU'A NAMAZI, tatil
 âidiyet ve din
 KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER
 Rahmet ve Tasavvufî Bilgi
 HACC VE İSLAMÎ MEDYA
 ÇAĞ AÇAN İNSANLARIN YAŞAMI
 ZİNA VE GENELEV GERÇEĞİ
 Kitaplarımız
 Sık Sorulan Sorular
 Resim Galerisi

E-Posta
info@2001yayinlari.com
salihparlak@2001yayinlari.com


DUYURULAR

2. baskı Kur'an-ı Kerim Meal-Tefsiri'miz çıktı
1. Baskı Meal-Tefsirimizdeki bazı yeni ve yabancı kavramlar biraz fazla eleştirilmişti.

Meal-Tefsirimizin 2. Baskısında, özellikle bu alışılmamış kavramlar meal metninden çıkarılmıştır. Dipnot bölümünde değerlendirilmişlerdir.

Bazı ayet-i kerimelerin 1. baskıdaki tercümesi biraz karışık gözükmekteydi. farkedilen bu karışık anlamlar, 2. baskıda yeniden düzenlenmiştir.

1. baskıda uzun ve anlamsızlaşan cümleler farkedilmiş, yeniden değerlendirilmiş, parçalanarak akıcılık sağlanmıştır.

1. baskıda meallerdeki açıklayıcı ve anlamsız uzatmalara neden olan bazı sözcükler, 2. baskıda çıkartılarak meale daha kolay anlaşılırlık ve sadelik sağlanmıştır.


* * *

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

Artık

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Biz, bir toplum içinde yaşarız; öyleyse sosyal yaratığız ve sosyalleşmek zorundayız.

Biz, "Ümmet-i Muhammed" olmakla övünürüz; ama ümmet olabilmek ve toplum içinde sosyal bir organ olabilmek için bazı temel özellikleri yaşatmamız ve taşımamız gerektiğini unutmuşuz.

Resûlüllah'ın AS ümmetiyiz. Bu doğru! Amma Resûlüllah AS da beşer olarak fânîdir ve göçmüştür.

Her çağda o çağın insanı bir "Yaşayan Resûl" ve "Yaşayan İmam" aramalı ve bulmalıdır. O İmam'a kılavuzlanmak ve bir onunla âidiyet içinde olmak farz-ı ayndır.

Yaşayan İmam olmadan, ümmet olunmaz ki!

Resûlüllah SAV de beşerdir ve beşer olarak fânîdir ve dünyadan göçmüştür. Ümmetine "Kitap" ve "Sünnet"ini emanet etmiştir.

Her çağda, bu emâneti taşıyan, kılavuzluğunu yapan ve kendini Asr-ı Saâdet döneminde yaşatan "Büyük Adamlar" zincirinden bir zâtı seçmek ve ona tabi olmak ve o zâtı örnek almak ümmet olmanın ön koşuludur ve farzıdır.

Öyle bir zatı örnek almadan ve ona tabi olmadan ümmet olmak mümkün değildir.

İşte bu sosyalleşmeye, "cemâatleşme" denmektedir.

Bir cemâatin üyesi olmadan ümmet olmak nasıl düşünülebilir?
Allah CC, sosyalleşmemiz için üç büyük tatil anlayışını ve dinî ritüelini bizlere farz kılmıştır. a) Birincisi Cum'a Günü tatilidir. b) İkincisi mevsimlerin içine yayılmış "Haram Aylar"dır. c) Üçüncüsü de yıllık tatil olan "Hacc" mevsimidir.

İşte bu kitapta bu üç tatil gerçeğinin araştırılmasını bulacaksınız.

* * *

Nasıl Bir Kader Anlayışı
"BİLGİ TOPLUMUNUN KADER ANLAYIŞI"

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir.

Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kader tartışması vardır.

Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir.

Kader gerçeğinin, modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır.

Kader konusunu beyinlere, özellikle genç beyinlere öyle nakşedeceğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin.

Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin.

Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta görmüş olsun.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, hayır-şerr yargı düzeninin hidayet-dalâlet ikilisi biçiminde nasıl özetlendiğini bulacaksınız.

Bu kitapta; iyi sosyal düzeni de, kötü sosyal düzeni de kuran siyasî iradenin karizmatik halk kahramanını "Kurtuluş Savaşı"na taşıması için siyasî Müslüman'ın oylarıyla desteklemesi gerektiğini bulacaksınız.

Bu kitapta, ancak o siyasî tercih ile kaderde saîd veya şakî olduğu planlamasının dünya yaşamında kaza edileceğini bulacaksınız.

Evet bu kitapta, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da, evet; bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız.

Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta; Hz Ali-Muaviye çekişmelerinde, siyasî iradeyi, hayır-şerr sosyal düzeni için "Kurtuluş Savaşı" verme konusunda nasıl kullandıklarını bulacaksınız.

Bu kitapta, karşıt iki, iyi-kötü karizmatik halk kahramanı savaşında kader planlamasının nasıl kazaya dönüştüğünü göreceksiniz.

Yine bu kitapta, Şîa'nın "Oniki İmam Hareketi"nin kader konusunda ne anlam belirttiğini göreceksiniz. Hz Musa'nın, Hz Îsâ'nın ve Hz Muhammed'in "kendini ifade etme özgürlüğü" ve özel yetisi konusundaki karizmalarını da yeni bir anlayışta okuyacaksınız.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

"Bilgi Toplumunun Kader Anlayışı" adlı kitabımız yayınlanmıştır. Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir. Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kade vardır. Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir. Modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır. Kader konusunu beyinlere, özellikler genç beyinlere öyle nalşedeğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin. Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin. Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta göreceksiniz.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız. Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

* * *


ZİYARET TRAFİĞİ
 Aktif Ziyaretçi 3
 Bugünkü Ziyaret 417
 Toplam Ziyaret 281629

 
KUR‘AN-İ KERİM‘DE ABDAL VE ALPERENLER
Fiyatı: 0 YTL
21. yüzyıl ve bu yüzyılın bilimi, felsefesi ve din anlayışı... Bu yepyeni elektronik devrim çağında, biz Müslüman bilgi toplumu olarak yerimizi almak zorundayız. Medya ve kartelleşen basın; güçlü internet site ve ağlarıyla sivil toplum örgütlenmelerini tamamlamış ve kitle iletişim araçlarını avuçlarının içine almışlar. Akıl almaz bir hızla ve bir yeni modeli bir gün önce piyasaya çıkmış eski modelini acımasızca piyasadan silen bilgisayar teknolojisi ve internet ağı; dünyayı örümcek ağında çaresiz çırpınan böceğe çevirmiş.

Müslüman bilim çevreleri de bir önceki değer şahsiyetlerini yenilemek şöyle dursun; eskiye sıkı sıkıya bağlılığı itikat esasları arasında tutmakla, bu kendisine yabancı internet ağı içinde, tıpkı o böcek gibi çaresizce çırpınmakta ve ölümünü beklemektedir.

İşte Kur’an-ı Kerim bu çağın Müslüman’ının elinde kalmış; kendisini çağın çizgisine çekecek, din anlayışını internet çağında bilimin ve felsefenin kazandığı ve çağının insanına kazandırdıklarıyla yarıştıracak insanını aramaktadır. Gayp âleminden biraz daha şehadet dünyasına indirilmesini beklemektedir.

İşte bu çizgiyi ve bu gerçeği yakalamaya aday olduğumuzu ispatlamak için “Birleşik Alan Teorisi Serisi” bünyesinde, din savaşçısı insanları; “Alp erenler”i ele aldık. Öldükleri gibi, kabir hayatı yaşamadan “Mükremîn” makamına erenleri tanıtmak istedik. “Bilgi Toplumuna Doğru Kur’an-ı Kerim Meal-Tefsiri” içinden bu metinleri seçtik.

İşte Firavun kabinesindeki inanmış yiğit Alp eren, parlamentoda ilâhî düzeni haykırmıştır. Kralının dinine karşı olduklarını haykıran “Ashab-ı Kehf”, o kralın sokaklarında korkusuzca dolaşmıştır. Yâ Sîn Sûresinde: şehrin banliyölerinden coşkuyla ölümüne koşan; “silik uygarlığın Alp eren”i kavmine nasıl seslenmiştir? Bu kişilerin yiğitlikleri, bir dizi halinde anlatılmaktadır.

O ÇAĞIN RESÛLÜ

Siyasî Müslüman’ın Ziyafet Sofrası

“O Resûlle5 lobileşme oturumunda açar çay-pasta sununuz. Bu yöntem sizin için daha yerinde, daha nazik davranıştır. Eğer o ziyafet gücünü bulamazsanız bilesiniz ki Allah yarlığayıp etkileşim bilgi ve sevgi ağını aralayandır. Ya! Oturum sırasında çay-pasta sunmaktan ürktünüz öyle mi? Öyleyse uygulamazsınız ve Allah size böyle emir vermemiş olur; bari tam bilincinde namaz kılıp; zekat verip böylelikle Allah'a, dolayısıyla o Resûlünün sünnetine tam saygı gösteriniz.6 Allah, dışa yansıttıklarınızdan kalp gözünden öte haber sahibidir. (el - Mücadileh: 12-13.)

5 *"O Resûl" kavramı, tanımlamadan çıkarsanmıştır: Cenâb-ı Hakkın vahiy götürmek için seçip ayıkladığı kişiler, Nebidir ve nebîlik sona ermiştir. Ancak çağındaki devlet felsefelerinden de esinlenerek o vahyin temel dinamikleri devrim ilkelerini zedelemeden yeniden yorumlayıp, şeriatler geliştiren Resûl; her çağda yenilenmekte; yeni devlet teorileri geliştirirken ve hayata geçirilmesi için dini o çağa göre siyâsallaştırırken, parti kurup bu amaçla kulisler ve amacı sır tutulan çaylı-pastalı gizli toplantılar düzenlerken halk kahramanı Alp erenleri aramaktadır. Kamunun maddî destekleriyle ve zıyafet sofralarıyla kirlenen toplum ilişkilerini düzeltmek, yeniden "temiz toplum" ve evrensel sosyal barış meleği alp erenler çıkarmak için seçim meydanlarına inip temel vahyin devrim ilkelerini seçim meydanlarında, o günün devlet iradesinin elverdiği ölçüde ve biraz takiyye yaparak tanıtan, kamuoyunca ilginç karşılanıp oylarıyla devlet kurumlarının yeniden yapılanmasını sağladıkları kişiler; "o çağın Resûlü" biçiminde, kıyamete kadar sürecektir. Çağın devlet felsefeleri ve anayasal devrim ilkeleri içinden çağdaş anayasasının karşı devrim ilkelerini yorumlayıp o çağın anayasasını oluşturmak için vahyi siyâsallaştırmak, "Risalet kurumu"nun görevidir ve "o Resûlün şeriati"dir.

Zaten M. Esed de bu âyetlerin yorumunda benzer yaklaşımlar getirmiştir. Çağın resûlleri Allah Taâlâ'nın vahiy ilkelerini, çağın devlet felsefeleri doğrultusunda yorumlarken diğer râsih din bilginlerince eleştirilmeleri icmâ’-ı ümmet makamını güncelleştirecek ve vahyin halk iradesi doğrultusunda, mezarlıklarda bayramdan bayrama kılıfından çıkarılmasını önleyecek, siyasî kurum olmasını sağlayacaktır:

“Nasıl değişmez ilke âyetlerimizi karşınızda okuyup yaşatırken çağın kafa karıştırıcılarından sizi arıtan, imamet-hılafeti size güncelleştiren, vahiy kültürünü alamadıklarınızı da size öğreten; oylarınızla seçilmiş bir Resûlü başınıza göndermişse; sürekli Beni gündemde tutun ki Ben de sizi öyle tutayım.” (Bakara: 151-152.)

Siyâsî ortama katılmayı kanıksayan sözde Müslümanlar Kur'an-ı Kerim'e göre Allah Taâlâ'nın gazabına uğratılmış mutlu azınlığın ekmeğine yağ sürmektedir: Holding ve kolejlerine onlar sahip oluyor; geleceğin sahibi el üstü tutulan gençliği de onlar yetiştiriyor, dolayısıyla ülkenin sosyoekonomik yapısı onların güvencelerine bırakılmış oluyor. Bu kirli toplum öncüleri, sivil toplum örgütlerini tekellerindeki şans oyunlarıyla beslemektedirler. Siyâsî partilerin ülkedeki sivil halk örgütleri ve gençliğin ampermetresi olduğu bir gerçektir. Siyâsî İslam öncüsü o Alp erenler de şeytan karıştırılmamış cemaatlerden oluşmaktadır.

6* "Allah'a, dolayısıyla o çağın resûllerine..." de-yimi, akılcılığa açıklık kazandırmış olmaktadır. Nebî vahiy getirdiğinden eleştirilemez. Eğer ilgili devlet güçleri ve kuvvetler ayırımı dengelemesi böyle toplantılara izin vermezlerse ve siyâsî İslamcılar bu ortamı bulamazlarsa cemaatleşmeyi, bilinçlice cemaatle namaz kılmayı, zekat düzeyinde sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı sürdürmek de Allah'a; dolayısıyla o Resûle itaat etmek demektir. Burada nesih söz konusu değildir.

“O RESÛL”E KARŞI BAYRAK AÇMAK

“Sizi yönlendirici pek çok Resûl gönderdik; işte Firavuna öyle Resûl gönderdik. Firavun o Resûle karşı bayrak açtı. Derken onu kıskıvrak eden bir yakalayışla yakaladık ...İşte bu anlatılanlar, bir andıçlık olduğuna göre dileyen kişi, Rabbine varan yolu seçilmiş önderliğe aday görür. (el- Müzzemmil: 11-17.)

Alp Erenlerın Etkınlıklerı

“Ta baştan kendilerini vahiy yolu ile bilgilendirdiğimiz nice abdalları15 Resul olarak görevlendirmişiz. Eğer çağ kültürüne eremiyorsanız, o zikir adamlarına sorun: evet çağ açıklayıcı belgit ve lirik ilâhîler16 yoluyla... Doğal olarak sana da o andıç Zikri indirdik. Amaç, kendilerine neler getirildiğini halka açık seçik anlatman, böylece belki düşünen abdallar olmalarıdır. ...Kötü değerlerini geliştirmenin ince hesabını yapan medyacılar, acaba Allah'ın sosyal yaptırımlarını toprağın dibine geçireceğinden, yahut bilincinde olmadıkları belirsizlik dünyasından bir azabın kendilerini yakalayıvermesinden bir güvence mi buldular? Yahut böyle çırpınırlarken kendilerini yaka-paça etmesinden... Onların, işlemi durdurmağa gücü yeter mi hiç! ” (Nahl: 43-46.)

15 *N. S. Banarlı Anadolu Gaazîleri, Anadolu Ahîleri, Anadolu Abdalları, Anadolu Bacıları gibi Alpler ve Alp erenlerden söz etmektedir. Gök-Türklerden kalma bu isimler Anadolu'da ülkenin fethi tarihi ile birlikte gelişen ve yeni yurdun dinî-askerî ve sosyoekonomik yaşamında büyük işler gören daha bir takım iman, esnaf ve gazâ "sivil halk örgütlenmeleri" vardır. Yeni yurdun Xl. yy ve daha sonraki sosyal kuruluş ve yoğruluşu üzerinde, yaptıkları işler ve bıraktıkları etkilerle o çağların insanlarını çok derinden etkilemişlerdir.

Abdallar, batınî tarikat ve alevî inanışında Allah'a varma yollarının en yüksek boyutlarına varmış kırk ermişlerdir. Anadolu'da coşkunluk halleri veya gösterişleriyle diyar diyar dolaşıp ilâhîler söyleyerek tasavvuf propagandası yapan gezici dervişlere de "abdal" denmiş, pîrlere, baba'lara ve dervişlerine de ad verilmiştir. Abdal Musa, hatta H. Bektaş Veli için de kullanılmıştır. Bunlar, Orta Asya kültüründeki İslam dini ve tasavvufuyla eski Şaman dinî miraslarını birleştirerek oluşturdukları örgütlenmelerle özel samîmî bir iman yaşayan kişilerdirler. Daha çok Türkmen kabileleri arasındaki alevîlerce aşırı bir bağlılık gösterilen ve Anadolu fetih hareketleri sürecindeki savaşların önünde askeri coşturan ve kamçılayan bunlardı. Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda "harbeden dervişler" olarak, düşmanlar üzerinde daha çok cezbeleriyle dehşet uyandıran sosyal güç, abdallar olmuştur. Osmanlı askeriyesinin ve devletinin içinde ye-tişen abdallar daha sonraki Avrupalılaşma sürecindeki sosyal hareketlere, ayaklanmalara, sünnî-batınî tarikat hareketlerine katılmışlardır. Sanayi devrimi ve pozitivistleşme sürecinden sonraki toplumsal çözülmeyle adlarını unutturmuş ve medyumlara, pop şarkıcılarının coşturuculuğuna bırakmışlardır. Çok sömürülen bu sosyal kurum, Sâd: 62. dejenerasyona uğramakla birlikte İslamî kaynaklarda çok az kullanılmaktadır. Ama gerçek bir kurum olduğu bu âyet-i kerimede de gösteril-mektedir. Peygamber değiller, ama peygamberlerin yolunu tanıtmakta Enbiya: 7. etkin olduklarını bu âyet-i kerimeden anlamaktayız. Yusuf ve Yakup AS için Yusuf: 109. kullanıldığını görmekteyiz.

Bunlar İslam medyasının temel öğeleridirler, toplumsal çözülmeyi bunlar önlerler. Yalan medyanın kölesi olmuş sözde İslam bilginlerinin böyle bir medyaya ve bu gibi önemli isimler altındaki sosyal kuruluşlara, önemli gecelerde, kandil ve dokunulmazlık ayları etkinliklerinde, ölüler için düzenlenen gün ve gece âyin ve törenlerinde coşturuculuk ve birleştiriciliklerine karşı olmaları gayet doğaldır. O sözde İslam bilginleri ve sözde cemaat önderleri "yalan medya" adına "İslam medyası"na ve oluşumuna saldırmakta; toplumsal çözülmeyi hızlandırmakta, üniversitelerdeki ba-şörtülü ve sakallılar hareketinde öncü rolünü üstlenememektedirler.

16 *Zebur, Davut AS'a indirilen kitapçıktır ve ancak Kitab-i Mukaddes içinde ilâhîler biçiminde görülmektedir. Siyasî dindar Hıristiyanların flüt çalgısı eşliğinde mehdinin gelmesi için duaları esnasında abdallarınca söylediği ilâhîler anlatılmak istenmektedir. İslam medyasının oluşmasında, toplumsal bütünleşmeyi yeniden sağlama ve cemaatlaşma yolunda İslam abdallarının rolü çok büyüktür.

“Biz ta baştan hep kendilerini vahiyle bilgilendirdiğimiz önsezi sahibi abdal Ricâli2 resûl kıldık; vahiy kültürüne sahip değilseniz o andıç olacak zikir ehline sorun.3 Onları, yemekle beslenmeyen cesetler olarak programlamadık ve ölümsüz de değiller. Onları ön uyarıyla özdeşleştirdiğimiz tufanlardan kurtardık; dilediğimiz özel kişileri de... kural tanımazları ise ölüme sürükledik. Nitekim size de bünyesinde abdal zikriniz bulunan ilâhi sosyal değerler düzeni bir Kitap indirdik. Halâ düşünce adamı olmuyor musunuz? (Enbiyâ’: 7-10.)

2 *Bu âyet-i kerime, peygamberlerin hep erkek oldukları, kadından peygamber olamayacağının kanıtı olarak gösterilmiştir. Oysa âyetin akışı içinde "yemek yiyen" ve "ölümlü" deyimlerine yer verilirken bu tekin insan adına yalvarılan, ölünce kabri ziyaretgâh edilen, türbesi namazgâh yapılan, yatır adı verilerek gösterdiği kerametlerle menkıbeleri ders biçimine sokulan, Hıristiyanlıkta Aziz adı verilen ve aynı itibarı gören insan demektir. Ricâl kavramının, normal peygamber anlamında kullanılması da yerinde değildir. Çünkü bir peygamber için hiçbir yerde “recul” sözcüğü kullanılmamıştır. Tarihöncesinde insanlar genellikle peygamberi "melek", "ölümsüz düşünen zekâ" olarak istemektedir. Hatta gökten arabayla inen tanrı olmasını istemektedir. Yarım tanrı varlıkların mitolojilerde gösterdiği olağanüstülükler onlarca da gösterilmesi istenmektedir. Onlar peygamberi et-kemikten değil; Hızır AS gibi, Osiris vb gibi ölümsüz istemektedir. Törenlerinde hükümdara; bir hayvan veya bir bitki kılığına, bir doğa olayı bünyesine hulul etmiş kozmogoni içinde tapmak istemektedir..

TANRİ TANİMAZLARİN ALP EREN ALGİLAMASİ

“Senin Kur'an haykırışlarında duyduğun ilgi ile ahirete hiç inanmamış o tragedyacılar arasına üstü örtülmüş duvar gibi bir şey ayarlarız. Gerçek yüzünü anlamamaları için, ilgi odağı kalplerinin üzerine gölgelikler, kulakları bünyesine tıkaç gibi bir şey ayarlarız. Kur’an sırasında yalnızca Rab-bini andıç ettiğinde ürkekçe perde gerisi şeflerine varırlar. Seni kameraya alıp tam fısıltı ajanıyken; o dev aynasındaki şeflerinin: "Sizi geri zekâlılar! Tutturmuş, sadece büyülenmiş bir abdalın ardına düşmüşsünüz!" imajını verdiğinde ona neyi dinlettiklerini yaradılış bilgisiyle en iyi bilen biziz. Bak düşün ki onlar sana nasıl bir tragedya gösterisi canlandırdılar? Böy-lece mefkûresiz grup sibernetik ve eko-sistemsiz olduklarını hemen belli ettiler. Bir de diyorlar ki: "Sahi biz, kemikler yığını ve ufalanıp toprak karışımı olduğumuzda! Yani yepyeni bir kozmogoniyle yeniden mi ışınlanacak mışız? ...Rabbin, gök katlarında ve yeryüzündeki düşünen zeki varlıkları en iyi tanıyandır. Gerçek şu ki biz nebileri birbirlerine basamak basamak üstün kıldık. 18 Buna göre Davud'a lirik ilahîler kitabı Zebur verdik." (İsrâ’: 45-55)

18 *Bu âyet-i kerime ile ilâhî güçlerce ayıklanan peygamberlerin insan zekâsı doğrultu-sunda evrimleştiklerini belgelemekteyiz. İlk Büyük Kitaba geçiş Zebur'la olmuştur. Ondan önce ilkel düşünen zekâlara geçici suhuflar verilmişti. Ayrıca buradaki nebilerden amaç, insanları bilgilendirmek için sıkça ziyaret eden ve anında gözden kaybolan, bu nedenle de tapınma aracı yapılan ölümsüz varlık Zülkarneynler de olabilirler.

FIRAVUN KABINESINDE BIR ALP EREN

Derken Firavun kabinesinden imanını gizleyen tam inançlı, bir veliaht Alp eren: 13 "Bir zavallı vatandaşı: Rabbim Allah! demesi yüzünden öldürüyor musun? Hem o size Rabbinizden yalın anlaşılır olağanüstülükler getirmiş; şayet o düzmeci ise düzmeciliği ona kalsın. Şayet sözü özü bir ise başınıza geleceğiyle korkuttuğunun birazı bile sizi batırmaya yeter! Hiç unutma ki Allah despotluk yapıp medyatik mi medyatik olanı iktidar etmez. Ey kavmim! Bugün ülkede terör estirip varlık gösterirsiniz; ama Allah'ın kozmik felâketi bize gelir çatarsa bizi kim kurtarır?"14 dedi. Hemen Firavun: "Ne dersem o olur; sizinki değil! İşte sizi aklın egemenliğine kılavuzluyorum" dedi. (el - Mümin Sûresi: 28-29.)

13 *Bu adamın aşağıda anlattığı "Ahzab Günü", geniş vahiy bilgisinin bulunduğunu ve Alp eren, abdal tekin kişi olduğunu belgelemektedir. Çünkü o Günün bilgisi, insan öncesine ve tarihöncesine, Yâ Sîn: 20. destanlara dayanmaktadır. Firavun sülalesinden birisi ve güçlü veliaht adayı olduğundan, Firavun parlamentosunda konuşabilmektedir. Bu adam, Kasas: 20. Firavun, Hâmân ve Kârûn üçlüsünün kendisini öldürme kararı aldıklarını Hz Musa AS'a ileten adamdır. Hz Peygamberimiz SAV, peygamberliğinin ilk yıllarında Kâbe çevresinde dînî âyin düzenlerken müşrik ileri gelenleri omuzlarından tutup elbisesini boynuna doladığı ve alabildiğine sıktığı sırada, o adamı omzundan tutup iten ve atan Hz Ebû Bekir RA'ın benzer söz söylediği ve bu Alp erene benzediği Buharîde vardır. Diğer rivayette: Hz Ebu Bekir RA'ın arkasından onu kucaklayıp avazının çıktığınca haykırıp gözlerinden yaşlar geldiği sırada bu âyet benzeri sözlerle haykırmıştı. Firavun ve kabinesi: "Niyeti sinisice rejimi sarsmak olan o vatan haini; ülkeyi bölmek, bölücülük yapmak ve kargaşa çıkarma maddesi uyarınca kesinkes öldürülsün" kararını verdi. Âlûsî. Allah Taâlâ'nın elçisini öldürmenin cezasının toplu ölüm ve kozmik felaket olduğunu Yâ Sîn: 28. sezinlediği için, despot akrabası Firavunu açıktan uyarmıştı. Kavmine hitap etmesinden anlaşılıyor ki başını Firavunun çektiği tek partili bir parlamentoda bir yalnız kurt parlamenterdi. Hak Dini Kur’an Dili.

MAĞARA GENÇLERI: KRALCİLARA KARŞİ

Oysa iyi bilinmelidir ki onun üzerindekileri alımsız toprak3 olacak biçimde programlıyoruz. Yoksa "Anıtlaşan Mağaracı Gençler"i,4 sadece gizemli formül ayetlerimizin doğaüstü harikası olduklarını mı sandın? Hani bir grup yiğit genç mağaraya sığınmış: "Rabbimiz! Bize kendi ledünn katının etkileşim bilgi-sevgi ağını arala ve alacağımız kılığın akışına bizi ısındır" demişlerdi. ...Dokümanter belgesellerini; her türlü baskı altında bile Rabblerine yürekten inanan; dolayısıyla mefkûrelerine mefkûre kattıklarımız... ilahlaşmış krallarının karşısına dikelirken: "Bizim Rabbimiz, tüm galaktik göklerin ve atomik yeryüzünün besleyip yönetici Rabbidir. O varken biz hiçbir tanrılar tragedyası dâvasını gütmeyeceğiz. Öyle davranırsak, saçma sapanlıkları tragedyalaştırırız!" diye ünlerken gönüllerine güç kattığımız yiğit gençler olduklarını gerçek verilere göre sana romanlaştırıyoruz. (Kehf: 9-14.)

Bu sûre-i celilenin adı, "Mağara"dır. İnsanlar bazı çağlarda, kendilerini derin devlet destekli yalan medyanın kucağına atmaktansa Ashab-i Kehf örneği; her türlü olumsuzluklara aldırmadan ve ölümlerinden korkmadan Krallara karşı inançlarını haykırmış ve ilâhî korumanın mutlak geleceğine inanmışlardır. Müslüman gençliğin; yalan medyanın elindeki sosyal tesisleri kullanmaya istekli olmaması gerektiğini bu âyet-i kerimelerdeki Ashab-ı Kehf gençliğinden çıkarsamaktayız.

Devlet arazîsi ve hazîne mallarının en güzel kırsalları bu iki gücün elindedir. Denetimlerindeki gençliği diledikleri gibi bu alanlarda yetiştirmektedirler. Devlet hazine arazîlerinden en güzel manzaralı, havasının ve suyunun en bol olduğu, her çeşit ağacının cennet misali süslediği o alanları kampa girme adı altında kulüplerin emrine vemekte, devletin yıllık bütçesinden gençlik ve spora ayrılan ödenekten harcama yapılmaktadır. Programlarında namaz sözcüğü olmayan ve namazsız, uyuşturucu kullanmaya açık bir gençlik yetiştirmek amacında olan spor kulüplerince tapulandığı veya 99 yıllığına kiralandığı görülmektedir. Allah Taâlânın oralardaki her canlı ve cansızı kendisini zikretmesi için yaratmasına rağmen, medya kuruluşları karşı tragedyaları gereği krallarını zikrettirmektedirler. İşte bu sûre-i celilede Ashab-ı Kehf adı altında bu devrim ilkesi işlenmekte, yaşamın tek amacının: "Ye, iç ve eğlen" olmadığı, dolaylı anlatılmaktadır.

Yakıp yıkmayan ve terör estirmeyen siyasî Müslümanlığın öncüsü Ashab-i Kehf gençliği yetiştirilmek zorundadır. Öte yandan siyasî Müslüman gençlik örneği Ashab-ı Kehflerin yetiştirilmesi; İsrail devletinin üzerinde kurulmak istendiği devlet iradesi ve yalan medyasının korkulu rüyaları olduğu, bu gençliği hayal bile etmenin; zorluklarla kurdukları laik devlet anayasasının sosyo-ekonomik, siyasî vb devrim ilkelerini terörist örgütlenmelerle yıkma, dinsizlik cadde-pazara egemenken huzur ve güven içinde olan devlet otoriterlerinin yaşadığı siyasî ortamı germeye kalkışma olarak değerlendirildiği de ana tema olarak bu kıssada verilmektedir.

"Yedi Uyurlar" diye bilinen ve tarih öncesi Yahudî kaynaklara kadar giden Ashab-i Kehf'in mağarada üç yüz küsur yıl bekletilmeleri, Alp erenlikleri nedeniyle Allah Taâlâ'nın kendilerini koruyacağına söz vermesi ve onların da bu söze güvenmeleri mucizesi de taşlarla ilgilidir. Müslüman gençliğin; yalan medyanın elindeki sosyal tesisleri kullanmaya istekli olmaması gerektiğini bu âyet-i kerimelerdeki Ashab-i Kehf gençliğinden çıkarsamaktayız.

4* "Dünyanın onca süslerine metelik vermeme âbidesi" bir gençlik... Ashab-ı Kehf olarak bilinen bu gençler kıssası, bugünün ve kendilerini Rabblerine adayan her çağın gençlerine mesaj olarak: imanlarını dünyanın geçici süslerine, alımlı güzelliklerine, güzel kadın aldatmalarına Yusuf: 23. kaptırmadan kendilerini Rabbleri uğruna adamış birkaç gencin siyasî özgeçmişleri dikilen canlı anıt olarak gösterilmektedir. İnsanı dâva ve cihad eri olmaktan alı koyan en büyük handikabın çoluk-çocuk derdi, onların en iyi ortamda ve en üst makamlara gelecek biçimde eğitilmeleri derdi, güzel ve namı büyük, tüketimci kadınla evlenebilme tutkusu, çok rant getirecek bir iş arama ve işyeri tutma sıkıntılarını, dünya kadın ve medyasınca sözü edilir bir iş tutma hastalığı nı insanın Rabbini unutturma aracı olarak gören Alp erenlerdir. Yûsuf AS'ın bütün etkinlikleri de bu kompozisyonun yan öğeleridir. Yûsuf AS zindandayken rüyasını yorumladığı ve cezasını bitirip tam çıkacağı sırada: benim bu rüya yorumlama ustalığımı krala anlat! dediği bir genç vardı. Allah Taâlâ tarafından nasıl azar konusu edildiği de burada anılmalıdır. Yûsuf AS tevekkülde kusur işlemişti.

Ashab-i Kehf hangi çağda yaşamışlardı? gibi bir sorunun sorulmasının mantıksızlığı, sayıları ile ilgili soruyla eşlendirilerek Allah Taâlâ tarafından kötülenmiştir. Kur'ân-ı Kerimde tarih kavramı var mıdır? Tarihsellik ve Kur'anı hermenötik olarak düşünmek yanlıştır. Önemli olan bu kıssanın ana teması! Tarih ve sayıyı ön plana alarak bu kıssayı incelemek abesle iştigal olduğunu Allah Taâlâ belirtmektedir. Bu kıssanın ana teması, sosyal ve siyasî ortam nasıl olursa olsun, devlet iradesi kimden yana olursa olsun, ne kadar sözü pek insan darağacında sallandırılırsa sallandırılsın... bunların hiçbirisine aldırmadan "Allah'ın dinini ve Kelimesini yeryüzünde egemen değer yapmak, yalan medyanın egemen değerlerini tarih sahnesinden silmek" gençlerin kafasında tüten slogan olacaktır. Genç insan kimseden korkmayacak; yalnız Allah Taâlâ'dan korku içinde olacaktır. Genç yaşta Allah uğrunda öldürülmenin ücreti doğrudan: Cennete gir! Yâ Sin: 26. sözü olacaktır.

*İşte kafa dengi, Allah'ın Kelimesi uğrunda öldürülmeyi göze alan ve bilinçli cemaat olmakta kararlı sakal, cübbe, sarık ve şalvarı siyasallaş-tıran birkaç genç andlaşıyor, bey'atlaşıyor; kendi koyduğu yasaları, kılık-kıyafeti benimsemeyenleri sorgusuz sualsiz darağacına, halkın gözü önünde çeken kralın makamına çıkıyor; Allah Taâlâ'nın egemen değerlerini egemen kılmak uğrunda savaşçı olduklarını haykırıyorlar. Amma kalplerinde güvenip dayandıkları söz var: "Yalnız Benden korkun. Sosyal değerlerimi az bir para karşılığında satmayın. Ben sizi korurum. Benden başka koruyucu yok. En güzel korunak, ölümle doğrudan çıkılan Cennettir."

Bu kıssanın amacı ve ana teması, Müslüman'ı dünyanın geçici dünya süslerine kaptırmaktan ve dünya süsüne kapılanların izini sürüp gitmekten kurtarmak ve gizli-açık düşmanlarla cihad etme cesaretini arttırmaktır.

SILIK UYGARLİKTA BIR ALP EREN

Hani görevlendirilmiş resûller o yöre-ye gelmiş;3 ...Derken kasabanın yükseklerinden koşarak o Alp eren geldi ve: "Ey kavmim! Gönderilmiş o elçileri örnek alın; hem de sizden hiçbir ücret istemeyen kişileri... Onlar kökten mefkûreci! Beni Kendinden soğurtana neden kulluk etmeyeyim. Zaten hep Ona tersineceksiniz. Ona rağmen, çok tanrı aday görür müyüm hiç? Şayet o Rahman bana bir zarar vermek istese ne şefaatleri benden hiçbir şey savabilir, ne beni kurtarabilirler! İşte ben o zaman yalın anlaşılır mefkûresizlik içindeyim. Ve işte ben sizin o Rabbinize iman ettim. Öyleyse beni dinleyin; beni!" dedi.5 Melekler: "Gir Cennete!" dediklerinde: "Keşke benim kavmim bir bilse: Rabbim beni yarlığayıp beni gerçek insan değeri verilen Mükreminler arasında nasıl programladı! Ah bir bilseler!" dedi. 6 (Yâ Sîn: 20-27)

3 *Resûllerin kim oldukları konusu tartışılmış. O toplum içinde ileri görüşlü ve Allah Taalâ'nın devrim ilkelerini gönlüne sindirmiş, toplumunu sosyalleştirmek amacıyla Ahzab: 32. aşırı çaba harcayan karizmatik halk kahramanı Alp erenlerdir. Yıllardır, hatta yüzyıllardır Allah Taâlânın karizmatik halk önderliğini ve kurtuluş savaşı verip dînî devrim ilkelerini siyasallaştırmak isteyen her siyasî önder, o resuller kapsamına girer. İlâhî devrim ilkelerini siyasallaştırmaya çalışan resuller derin devlet güçlerince vatan haini, rejim düşmanı, devlet teröristi diye ilan edilir, medyanın çevirdiği entrikalarla halkın gözünden düşürülmeye çalışılır.

5 *Gözü dönmüş canavar kavmi onu katlettiğinde gözlerden kayboldu.

6 *İlâhî devlet iradesinin sağlam devrim ilkeleri üzerine oturtulmasına çalışan ve İslam ülkelerini uluslar arası arenada eski itibarına kavuşturup yobazca dogmatik ilke dayatılmasına karşı can pazarlığı yapmayı tek ilke edinen Alp erenler bu uğurda cihadları sonucu canını verirse doğrudan: "Cennete gir!" hitabıyla karşılaşacak. Allah Taâlâ bu kulları özel misafir olarak kendi katındaki Mükreminler arasında ağırlayacak. Kabir hayatı gibi süreçten geçmeyecek, hayatta kalacak; cennette özel misafir olarak yaşayacaklar.

S. Havva diyor ki: Hz Peygamberimiz SAV kavmini: "Onlar uyuduğumu görürlerse beni uyandırmağa bile kıyamazlar" diye tanımlayan M. Sakafî'yi tebliğci olarak kavmine gönderdi. Kavmine: "Ey Sakîfliler, Lât'ı da bırakın; Uzza'yı da. Bunların aslı yok. İslam olun; esenliğe kavuşursunuz." "Ey antlaşmalılar Topluluğu, Lât'ı da Uzza'yı da bırakın..." sözünü üç kez yineledi. Sonra kavminden birisinin attığı bir ok, kolundaki ana damara saplandı ve öldü. Cenaze töreninde Hz Peygamberimiz SAV: "Bunun canlı örneği, Yâ Sîn Sûresindeki Alp erenin canlı örneğidir" buyurmuştur.

Değerli Okurlarım,

Basımı üzerinden iki yıl geçen “Bilgi Toplumuna Doğru Kur’an-ı Kerim Meal-Tefsiri” adlı eserimiz satışa sunulmuştur.

Benzerlerinden tamamen yepyeni bir çizgide kaleme alınmıştır. İçinden seçme metinler serisi, özellikle yüksek öğrenim gençliği ve öğretim üyelerinin ilgisini çekecek temel konular başlığı altında yayınlanacaktır.

İlkini sunduğumuz bu broşürün beğenileceği ümidi içindeyiz.

Artık İslam dünyası, 21. yüzyıl elektronik çağında, “İlim-Din-Felsefe” üçlüsünü, bir bütün olarak görmek istemektedir.

Bu yeni çizgi; bilim çevreleri ve mezhep-din mensupları arasında hoşgörüyü esas almıştır.

İşte bu yeni çizgiyi dile getirecek çalışmaların ilki, meal-tefsir bütünlüğü içinde görüşlerinize sunulmuştur.

Şimdi de 16 sayfalık seri broşürlerde bir kaç temel konuyu görüşlerinize sunmayı sürdüreceğimizi bildiririz.

Bu meal-tefsirimiz, “www.2001yayinlari.com” adlı internet sayfasındadır. e - maillerinizle eleştirilerinizi ve ilgilerinizin devamını da beklemekteyiz.




 
SİPARİŞ VER

Kitaplarımızdan temin etmek isterseniz tıklayınız


ANKET
Lütfen
anketimizi oylayınız.


Hz İsa, Hz Adem ile cenetten kovulan ervah arasında olmadığından mezarı yok. Öyleyse Hz İsa insan mıdır?
a- Hz Adem soyundan insandır.
b- Allah'ın Kelimesi melek-insandır.
c- Göklerde yaşar melektir.
d- İnsanüstü zekadır.

ÇOK OKUNAN 5 YAZI
Yazı Hit
2001 YAYINLARI VE SALİH PARLAK 4088
FATİHA SURESİ 2933
SEBE' IRKI VE GEZEGENLERDEN SÜRGÜN 2612
KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER 2417
BİR AKADEMİK MEAL - TEFSİR 1605

ZİYARETÇİ DEFTERİ
Deftere Yaz Defteri Oku
62 mesaj var.