"Sahada futbolcular tribünde seyirciler büyük keyif alacak. Çünkü hırslı, agresif ve sürekli hücumu düşünen bir futbol oynatacağım" diyen Bernd Schuster'dir. Kafasındaki kurgu hakkında ipuçları verdi. Futbolda başarı, kavgacılıktadır.
10 Eylül 2010

 İletişim
 Özgeçmişim
 Kur'an Araştırmaları
 Basında 2001 Yayınları
 Meal-Tefsirimizin Ayrıcalıkları
 Bize Göre Tartışmalı Konular
 Kur'an'da Psikoloji
 Kur'an'da Ekoloji
 Kur'anda Kimya
 Siyasî İslam Önderleri
 Bir Sivil Toplum Örgütü: Tarikatler
 Kur'anda Belediyecilik
 Yâ. Sîn. Tefsiri ve Ashab-ı Karye
 Kur'anda Kelam
 İslam'da Nikah ve Kadın Hakları
 İslam'da Hılafet Merkezi
 KUTLU DOĞUM
 Erbakan Din Anlayışı
 İdeoloji ve Dinî Gelişim
 LAİKLİK VE İDEOLOJİ
 Münafık Vatandaş Kavramı
 KADER VE CİHAD
 Bu Görüşüme Katılır mısınız?
 FİZİK ve Teorik Fizikçiler
 KİTAP
 EVLİLİK-BOŞANMA
 TESETTÜR-ÇIPLAKLIK
 SPORUN SİYASİLİĞİ
 Şakî-Saîd Çatışması
 NİMET VE KARİZMA
 KISSALARIN ANLATTIĞI
 MİRAC VE IŞINLAMA
 RUH VE NEFS
 YARATILIŞ VE EVRİM
 ŞİRK VE TRAGEDYA
 ÖLÜMSÜZ KULLAR
 BÜYÜK PATLAYIŞ veya BİG BANG
 UZAY VE UZAYLILAR
 FATİHA SÛRESİ Tefsiri
 CUMU'A NAMAZI, tatil
 âidiyet ve din
 KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER
 Rahmet ve Tasavvufî Bilgi
 HACC VE İSLAMÎ MEDYA
 ÇAĞ AÇAN İNSANLARIN YAŞAMI
 ZİNA VE GENELEV GERÇEĞİ
 Kitaplarımız
 Sık Sorulan Sorular
 Resim Galerisi

E-Posta
info@2001yayinlari.com
salihparlak@2001yayinlari.com


DUYURULAR

2. baskı Kur'an-ı Kerim Meal-Tefsiri'miz çıktı
1. Baskı Meal-Tefsirimizdeki bazı yeni ve yabancı kavramlar biraz fazla eleştirilmişti.

Meal-Tefsirimizin 2. Baskısında, özellikle bu alışılmamış kavramlar meal metninden çıkarılmıştır. Dipnot bölümünde değerlendirilmişlerdir.

Bazı ayet-i kerimelerin 1. baskıdaki tercümesi biraz karışık gözükmekteydi. farkedilen bu karışık anlamlar, 2. baskıda yeniden düzenlenmiştir.

1. baskıda uzun ve anlamsızlaşan cümleler farkedilmiş, yeniden değerlendirilmiş, parçalanarak akıcılık sağlanmıştır.

1. baskıda meallerdeki açıklayıcı ve anlamsız uzatmalara neden olan bazı sözcükler, 2. baskıda çıkartılarak meale daha kolay anlaşılırlık ve sadelik sağlanmıştır.


* * *

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

Artık

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Biz, bir toplum içinde yaşarız; öyleyse sosyal yaratığız ve sosyalleşmek zorundayız.

Biz, "Ümmet-i Muhammed" olmakla övünürüz; ama ümmet olabilmek ve toplum içinde sosyal bir organ olabilmek için bazı temel özellikleri yaşatmamız ve taşımamız gerektiğini unutmuşuz.

Resûlüllah'ın AS ümmetiyiz. Bu doğru! Amma Resûlüllah AS da beşer olarak fânîdir ve göçmüştür.

Her çağda o çağın insanı bir "Yaşayan Resûl" ve "Yaşayan İmam" aramalı ve bulmalıdır. O İmam'a kılavuzlanmak ve bir onunla âidiyet içinde olmak farz-ı ayndır.

Yaşayan İmam olmadan, ümmet olunmaz ki!

Resûlüllah SAV de beşerdir ve beşer olarak fânîdir ve dünyadan göçmüştür. Ümmetine "Kitap" ve "Sünnet"ini emanet etmiştir.

Her çağda, bu emâneti taşıyan, kılavuzluğunu yapan ve kendini Asr-ı Saâdet döneminde yaşatan "Büyük Adamlar" zincirinden bir zâtı seçmek ve ona tabi olmak ve o zâtı örnek almak ümmet olmanın ön koşuludur ve farzıdır.

Öyle bir zatı örnek almadan ve ona tabi olmadan ümmet olmak mümkün değildir.

İşte bu sosyalleşmeye, "cemâatleşme" denmektedir.

Bir cemâatin üyesi olmadan ümmet olmak nasıl düşünülebilir?
Allah CC, sosyalleşmemiz için üç büyük tatil anlayışını ve dinî ritüelini bizlere farz kılmıştır. a) Birincisi Cum'a Günü tatilidir. b) İkincisi mevsimlerin içine yayılmış "Haram Aylar"dır. c) Üçüncüsü de yıllık tatil olan "Hacc" mevsimidir.

İşte bu kitapta bu üç tatil gerçeğinin araştırılmasını bulacaksınız.

* * *

Nasıl Bir Kader Anlayışı
"BİLGİ TOPLUMUNUN KADER ANLAYIŞI"

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir.

Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kader tartışması vardır.

Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir.

Kader gerçeğinin, modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır.

Kader konusunu beyinlere, özellikle genç beyinlere öyle nakşedeceğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin.

Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin.

Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta görmüş olsun.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, hayır-şerr yargı düzeninin hidayet-dalâlet ikilisi biçiminde nasıl özetlendiğini bulacaksınız.

Bu kitapta; iyi sosyal düzeni de, kötü sosyal düzeni de kuran siyasî iradenin karizmatik halk kahramanını "Kurtuluş Savaşı"na taşıması için siyasî Müslüman'ın oylarıyla desteklemesi gerektiğini bulacaksınız.

Bu kitapta, ancak o siyasî tercih ile kaderde saîd veya şakî olduğu planlamasının dünya yaşamında kaza edileceğini bulacaksınız.

Evet bu kitapta, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da, evet; bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız.

Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta; Hz Ali-Muaviye çekişmelerinde, siyasî iradeyi, hayır-şerr sosyal düzeni için "Kurtuluş Savaşı" verme konusunda nasıl kullandıklarını bulacaksınız.

Bu kitapta, karşıt iki, iyi-kötü karizmatik halk kahramanı savaşında kader planlamasının nasıl kazaya dönüştüğünü göreceksiniz.

Yine bu kitapta, Şîa'nın "Oniki İmam Hareketi"nin kader konusunda ne anlam belirttiğini göreceksiniz. Hz Musa'nın, Hz Îsâ'nın ve Hz Muhammed'in "kendini ifade etme özgürlüğü" ve özel yetisi konusundaki karizmalarını da yeni bir anlayışta okuyacaksınız.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

"Bilgi Toplumunun Kader Anlayışı" adlı kitabımız yayınlanmıştır. Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir. Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kade vardır. Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir. Modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır. Kader konusunu beyinlere, özellikler genç beyinlere öyle nalşedeğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin. Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin. Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta göreceksiniz.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız. Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

* * *


ZİYARET TRAFİĞİ
 Aktif Ziyaretçi 1
 Bugünkü Ziyaret 52
 Toplam Ziyaret 282145

 
KUR'AN-I KERİM'DE GENÇLİK: TATİL VE OYUN
Fiyatı: 0 YTL
İşte bu çizgiyi ve bu gerçeği yakalamaya aday olduğumuzu ispatlamak için “Birleşik Alan Teorisi Serisi” bünyesinde Kur’an-ı Kerim “Gençlik”e nasıl bakıyor? Gençlik denince akla “Tatil ve Oyun Etkinlikleri” konusunu getirmektedir. Acaba Kur’an-ı Kerim tatil ve oyun etkinliklerine nasıl bakmaktadır? Allah Taâlâ haccı neden ve hangi sosyal ve toplumsal gerçeği dile getirmek için farz kılmıştır? Cuma günü tatil olmalı mıdır?

İşte bu tanıtım kitapçığında bu soruların cevaplarını bulacaksınız.

Boş Zamani Değerlendirme

“Sana içkili yerlerden, orada boş zamanı değerlendirip eğlenmekten soruyorlar83; de ki: "Her ikisinin bir yandan çok ağır toplumsal suçu, öte yandan halk yararına toplumsal yararlılıkları84 vardır. Fakat ikisinin toplumsal suçluluk oranı, toplumsal yararlılığından daha fazladır. Öte yandan sana, kazancın ne kadarının o eğlence harcamalarına ayrılacağını sorarlar; de ki zorunlu harcamanın ötesindeki artı kazanç! Düşünen toplum olasınız diye Allah, o değişmez ilke âyetleri size böyle açıklıyor.” (Bakara: 219)

83 *Bu ayet-i kerimede anayasanın güvence altına aldığı temel hak ve hürriyetlerden seyahat ve gezinti özgürlüğü teması işlenmiştir. Gerçi tüm klasik tefsirlerde içki yasağının ilk aşamasının söz konusu olduğu yazılıdır. Sadece M. Alusi bu temaya da değinmiştir. Kur'an-ı Kerim'de yürürlükten kaldırılma, nesh olayı olmadığına, ancak "tahsis" olduğuna göre Allah Taâlâ "insâ'" olayından Bakara:100. söz etmektedir. Buna göre Allah Taâlâ yürürlükten kaldırılıp yeni hükmü koyan ayet-i kerimeyi Nebisine zaten unutturmuş ve zekasından silmiştir. Onların Kur'an-ı Kerim'den silindiğini açıkça anlıyoruz. Öte yandan kaç tane neshedilmiş ayet olduğu konusunda hiçbir ciddi rivayet veya yorum görülmemektedir. Burada alkolün insan hayatını kapsadığı, ondan kaçış olmadığı anlatılmaktadır. Bugün uyuşturucu denince akla alkol geldiğinden aşağıdaki hadis-i şerifi öyle yorumlayarak: "Üzümde alkol, hurmada alkol, balda alkol, buğdayda alkol ve arpa da alkol var" buyurulurken bu gerçeğin dile getirildiğini anlayabiliriz.

İmam Azam Hazretleri dışındakiler alkol sözünü tüm içki ürünlerine yayarken o, sadece üzümden yapılan alkollü içkileri kesin haram saymış, ötekilerde kapalı geçmiştir. Elmalı'nın açıklamasına göre eğlence için geliştirilen içeceklerdeki haramlık konusunu kimya dalında uzman kişiler belirleyecektir. Ama: "Çoğu sarhoş edenin azı da haramdır" hadisi de göz önünde bulundurulacaktır. Toplumun tepesine oturmuş ve Hümeze Sûresi ilk âyet-i kerimelerindeki çirkin eylemleri yaşatan üst sınıf asîlzâde işverenleri alkollü içkileri; işe boyun eğen gençlerin boş zamanlarını plajlarda, motellerde, kamp yerleri ve çadırlardaki danslı sosyal etkinliklerde sosyal kontrol aracı yapmaktadır. Müslümanların gençleri de onları imrenmektedir.

İşte bu âyet-i kerime bu sosyal çatışmaya kesin çözümü getirmektedir. İslamlaştırılmış bilim çerçevesinde Cuma gününün tatil olması, bu tatilde görsel yöntemlerle dinî değerlerimizin topluma yayılmasının Ul'ül-Emirce çizilmesi, yasa taslakları hazırlayarak ilgililerin çalışmasına ışık tutulup katkıda bulunulması din adamları-nın etkinliklerinden olacak, bu konulara ilişkin ayet ve hadis dokümanlarını icma’-ı ümmet kurullarınca yeniden değerlendirecekken Cuma tailini Cumartesi’ye alan ve bunu devrim ilkeleri arasına koyduklarından domuzlaştırılıp maymunlaştırılan Ashab-ı Sebt’in ekmeğine yağ sürmektedirler. Bu tatil konusunda hiçbir ciddi araştırma ve geliştirme yapılamamaktadır. "Seyahat ediniz; sağlıklı olursunuz" hadis-i şerifi de tatilin önemini göstermektedir. Devletin temel görevleri arasındaki tatil ve gezinti etkinlikleri ve turizm kuruluşlarında organizasyonu Yahudi veya Yahudileşmiş sivil halk kuruluşları tekelinde tutmaktadır. Müslümanlar da gençlerini onlara emanet etmektedir. Hiçbir Müslüman din düşünürü bu bilimsel konuya değinmemiştir. Cuma günü tatili, sadece namazın kılınacağı iki saatlik süre, yoksa tüm Cuma günü müdür? Kur’an-ı Kerim, bugünkü devlet anlayışında tatilin nasıl algılanacağını, nasıl bir tatil yasası geliştirileceğini, haftalık tatilin gerekliliğini ve süresini belirleme ve ayarlama görevini icmâ’-ı ümmet kuruluyla devlet siyasî iradesine egemen güçlerin kararlarına bırakmıştır. Müslümanlar, icma'-ı ümmet kurumunu çalıştırmadan devlet mi kuracaklar? Sivil halk kuruluşları oluşmadan hangi rejim gerçekleştirilmiş? Rejimler, icma'-ı ümmet kurulu çabaları sonucu bilimsel çalışmalarla oluşur. Sivil halk kuruluş ve örgütleri çağdaş bilimsel verilerle çalışmaları, siyasal dinî düşünceyi oluşturacaktır. .

Gençlik atak olabilmek için halk iradesiyle oluşturulan devlet iradesinin teşvik ve tedbirleriyle beş yıldızlı otel lobileri, plaj, park ve gezinti alanlarına, düzenlenecek eğlence partilerine ve konserlerine gerek duyulmaktadır. Devlet bu sorumluluğunu devlet bütçesinden ayırdığı trilyonlarla spor tesis ve kompleksleri kurarak Yahudileştirme programını Müslüman düşünürlerin gözü önünde gerçekleştirmektedir.

84 *Aile içi ve toplumsal yükümlülüklerden kaçıp bireyselleşmek, Müslüman'ca yaşamanın sakıncalı davranışlarını normal saymak vb kötülükleri yanında, oradaki toplu alışveriş imkanlarıyla kazanç sağlamak, çocukların oynama-zıplama ihtiyacını gidermek, gençlerin birbirleriyle danışmasını sağlamak vb yararlılıkları vardır.

Gençlik ve Yabancılaşma

“Ey iman edenler! Size rağmen yabancı boş zaman değerlendirme lobilerini yöneticiliğe aday yapmayın.35 Onlar gençliğinizin sağlam hücresine hastalık aşılama açısından36 yapacaklarını esirgemezler. Tek hobileri toplumsal bunalıma sürüklenmenizdir. Zaten toplumsal gerilimcilikleri ağız hareketlerinden anlaşılmaktadır. Kalplerinin gizlediği çirkinlikler dillerindekinden çok daha fazla... İşte siz... işte o seçilmiş yabancı önderler... Onları çok mu çok seviyorsunuz; ama onlar sizi hiç mi hiç sevmiyor. Hem siz tüm sosyal değer düzeni Kitaplara inanıyorsunuz; ama onlar sizlerle yüz yüze geldiklerinde: "Biz de iman ettik" derken, kendi anlayışlarındakilerle baş başa kaldıklarında, size hınçlarından parmaklarını ısıracak olurlar. De ki: "Kininizle geberin!" Kuşkusuz Allah, bilinçaltındakileri de kader bilgisiyle bilir. Sizi esenlikler kaplarsa onlar karamsar oluverirken size karamsarlık ilişirse zevkten dört köşe oluverirler. Sabreder, 37 takvayı yaşarsanız tuzakları, size hiç zarar veremez...” (Âl-i İmran: 118-120)

35 *Bu ayet-i kerimede BTN kök fiili iç bünye, astar, çevre ve arkadaş anlamındadır. İnsanı örten ve sıcak tutan battaniye de bu kökten gelmektedir. Çevreyi oluşturan odaklar da özellikle gençleri yönlendirmek için battaniye görevi yapmaktadır. “İttihaz”, ilgi odağı olarak gönül verip aday görmek, seçim kampanyasına katılıp iktidar olmasını sağlamaktır. “Bitâne”, özellikle gençliğin gönül kaptırdığı ve sabah-akşam ilgisini çekip anne-babasına yeğlediği yakın çevre demektir.. Akla spor kuruluşlarını getirirken o kuruluşların seçimle işbaşına getirilen başkan ve yönetim kurullarını çağrıştırmaktadır. "Size rağmen" deyimi de kendi kültürünüzden kopmuş, size yabancılaşmış, gelenek ve törelerinize rağmen... anlamındadır. Davos'larda, Lahey'lerde İslam ülkelerinin sermayeleriyle caka satıp İslam gençliğini kendilerine uyuşturucu bağımlılığıyla bağımlı yapan yabancı Siyonist güçler anlamındadır. Sportif sosyal etkinlik heyecanlandırmalarıyla sosyal bataklıklarına sürükledikleri Müslüman gençliği; Avrupa kültürüyle yetişmiş gençlik yaparlar. Beytullah'ı ziyaret ve orada menasiki severekten uygulatmak ve İslam gençliğinin Bakara: 213, İbrahim: 5, Hacc: 28, Casıye: 14. sosyal barış günleri Eşhur-i hurumu canlandıracak sosyal etkinlikleri cemâatler halinde toplumsal gösteri yapmalarını sağlamak yerine onları Paris, Londra, Hollywood vb dünyanın eğlence yerlerine özendirecek gece ve içki alemleri organizatörlerini yönlendirciliğe aday göstermekte dayatırlar. Düzenledikleri sosyal gerilimci turizm günü etkinliklerine katılan ve o çevreyle içli dışlı olup yabancılarla evli yabancı organizatör güdümündekilerin kulüp başkanlıklarına getirilmelerine ön ayak olmaları uğrunda üstü kapalı toplantılara katılımlarıyla, o gençliği kirli ağlarına düşürürler. Tek amaçları sahipsiz ve millî örgütlenmeden yoksun İslam ülkeleri gençliğini; yabancı organizatörleri yönlendiriciliğe aday gösterme kampanyasına katılan robotlar sürüsü yapmaktır. Bu holdingleşmiş sermaye ve basın karteli destekçileri spor kulübü başkanlık ve üyeliği yanında onları seçecek delege ve taraftarlarını da yakın takibe alarak ellerinde bulundurdukları devlet bankaları ve resmî enerji kurum ve dairelerindeki ihaleleri kendileri yönlendirirler. Çeşitli entrikalarla ellerinden hiç çıkarmadıkları bu hortumlanan para kaynaklarını kirli işlerinde kullanarak kaderini çizdikleri ülke kalkınmasında ve gençliğinin yetiştirilmesinde derin devlet gizli güçleriyle sıkı işbirliği ederler. Gençliğin rüyalarına giren sportif kulüplerin yöneticileri seçiminde bu kirli paralarla kilit noktası olur, gençlikle yakından ilgilenirler.

Bu gibi seçilmiş insanların kulübünü tutmak, müşterek bahis oyunlarıyla onlara destek olmak, Bakara: 219. oluşturdukları kamuoyunun istek ve sosyal etkinliklerine çanak tutmak, katkıda bulunmak da bu yasak kapsamına girer.

36 *Gençliğe ve eğlenme gereksinmelerine hiç değinmeyen Müslüman aile ve dinî cemaatler, Kur’an-ı Kerimde gençlik ve oyunla ilgili temel ilkeler yokmuşçasına gençliği yabancı kültür mahfillerine kurban ediyorlar. Dinin devrim ilkelerinin çağa göre yorumlanmasını sağlayıp gençlik ve duygularını yakından izlemek, gençliği kirli emellerine araç edinenleri arkadan hançerlemek demektir. Gençlik ve boş zamanlarını değerlendirmek, dinin devrim ilkeleri arasında olmasına rağmen siyasallaşmaktan ürken din otoritelerinin konuya ilgisiz kalması üzücüdür. Bu konular hep yabancılara bırakılırsa, okul ve cezaevleri önlerinde uyuşturucu çeteleri çekirge sürüsü gibi çoğalırken kültür tarlamız boraya kapılır, yabancı odakların kültürlerine, geleneklerine göre yetiştirilmek zorunda kalınır.

Müslüman anneler babalar nasıl baskı mekanizmaları uygulayacak? O zaman Müslüman anne-baba ya baskıyı ölçüsüz ağırlaştıracak ve yobazlaşacak veya yeğnikleştirecek ve çevreye uyum sağlayarak suç işlemeğe yatkın, anarşi ruhlu gençliğe göz yumacaktır. Zaten devletin titizlikle koruma altına aldığı ve anayasanın başlangıç maddesiyle toz kondurmadığı normlar, anne-babalara karşı ölçüsüz baskı mekanizmasını çalıştırırken idari ve yargı kuruluşları o anne-babalara göz açtırmamaktadır.

Davranışlara biçim verip iç güdülerin kaba ve taşkın yönlerine toplumsal özellikler kazandırmak, yaşama çabasıyla ilgili her çeşit erkeyi olumlu ve gelişici bir yöne kaydırmak yüceltme mekanizmasıyla olur. Yüceltme, duygusal bir yön ve yer değiştirme mekanizmasıdır; insanı toplumuyla uzlaştırır. Bu mekanizmayla hep kendi dediğini zor ve baskıyla uygulamak istemeyen, kendi döneminin özlemini çekmediğinden çevreyle uyum sağlayan anne-babalar, alkol ve uyuşturucu gibi zehirlere temel hazırlamazlar. Din eğitimcilerinin üzerinde ısrarla duracakları nokta, yer değiştirme mekanizmasıdır. Din açısından olumsuz gruplaşmalar ve onların toplum dışı, topluma karşı davranışları ortaya çıkar. Toplumu kötü davranışlardan kurtarmak, kendini yüceltmesini bilen gençlerin yetişeceği ortamı hazırlamakla gerçekleşir. Bu dinî egemen değer ortamı kandillerde, Cuma haftalık tatil günleri, Eşhur-i hurum ve hacc günlerinde dinî motiflerin işlendiği oyunlar, gezi programları din amaçlı sosyo-kültürel yarışmalar, sportif amaçlı karşılaşmalar, kaynaşma amaçlı gezilerde tartışma yoluyla gençlere kazandırılır.

Sportif Etkinlikler ve İçki

“Allah'a saygılı olun, dolayısıyla Resulünün sünnetine saygı gösterip oyun etkinliği konusunda her an tetikte olun. Toplumsal yozlaşmaya uğrarsanız; bilmiş olasınız ki Resûlümüzün görevi sadece yalın anlaşılır tebliğden ibarettir. İman eden onu güzel oyunla dışa yansıtıp salih amel işleyenlerin ağızlarının tadını bildiklerini tatmalarında hiç bir sakınca yoktur. 44 Yeter ki takva sahibi olmayı amaç edinerek iman edip onu güzel oyun eylemiyle dışa yansıtmış; yine yine takva sahibi olmak amacıyla ileri iman gösterisi yapmış, yine yine takva sahibi olmuş; ihsan derecesinde iman etmiş olsunlar. Allah o ihsan derecesinde inananları sever. Ey iman edenler! Allah sizi ellerinizin ve av silahlarınızın sağladığı minyatür avlanma organizasyonu ile sosyal kontrolden geçirir ki Allah, belirsizlik dünyasındayken kendi-sinden korkmayı kalbinde kimlerin yaşadığını belgelesin. Buna rağmen kimin doğuştan suç işleme eğilimi belli olursa onun için çok acı veren azap vardır. Ey iman edenler! İhramda/dokunulmazlık aylarında iken av hayvanını organizasyonla öldürmeyin. İçinizden kim onu o bilinçle öldürürse cezası ölen o dört ayaklı hayvanın aynısıdır. Ceza mahkemesini içinizden iki hukuk adamı jürisi yürütür; ya o kişinin Kâbe'ye kendi eliyle getireceği bir kurbanlık, yahut yoksul-lara yedirme biçiminde bir keffaret veyahut ona denk oruç tutmak biçiminde ortak karar verir. Böylece bilinçli yaptığı işin vebalini tatsın. Allah geçmişte olanların üstünden geçmiştir.45 Kim de alışkanlığı sürdürürse Allah ondan öcünü alır; Allah kendi öcünü alabilen Azizdir.” (Mâide: 92-95)

43 *Bu âyet-i kerime aklımıza hemen çevreye uyum sağlamada önemli etken olan oyun sistemlerini getirmektedir. Oyun eğlenmek, vakit geçirmek veya tat almak amacıyla zorla yapılmayan fiziksel ve zihinsel etkinlik, uzlaşmalı kurallara dayanan eğlence etkinliği, özellikle para riskinin bulunduğu çeşitli şans oyunlarının tümüdür. Küfür değerleri üzere toplum yetiştirmek amacıyla her yıl trilyonları akıtan uluslararası oyun organizasyon ağı; gençliğimizi istedikleri yönde eğitebilmekte, güdüleyip elimizden almaktadır. Okullar bünyesindeki balolarla sözde okul yöneticisi-veli kaynaştırılıyor. Öğrenciler uluslararası oyun organizasyo-nu yönlendirmesiyle çevreye uyum amaçlı gizli baskı ve toplum kınamasından kurtulmak amacıyla elinden gelen ahlâk bozucu her türlü fiziksel yeteneğini kullanarak oyun etkinliğini sergiliyor; dans, bale, diskotek ve pop müziği eşliğinde rezaletlikler çıkartarak eğlen-diriliyorlar. Okul kantinleri kızlı erkekli oyun rezaletliklerinin yuvası oluvermiştir. Kırsal kesime doktor, hemşire, iş adamı niçin gitmek istemez? Çünkü okul döneminden beri koşullandırıldığı, güdülendirildiği oyun organizasyonu o yörelerde olmadığından istemez. Oyuncuların böke şenliklerinde patlatılan şampanyalar adını öz diyarı Fransa'nın Champagne kentinden alırken şişe basınçla doldurulduğundan açılırken mantarı mermi gibi fırlayan, şişesinden köpükler biçiminde boşalan ve içen, eğlenen gençliğin kimliğini en güzel sergileyen oyun aracı değil midir?

İşte hacc organizasyonu Suûdi Arabistan topraklarında, sadece on günlük boş ve amaçsız olarak başlayıp-biten gezinti değil, Mâide: 2. İslam ülkeleri gençliğinin uluslararası İslam organizasyonu bünyesinde Allah sevgisi ve ölümden sonra dirilişi ana tema edinip işleyen oyunların birinciliklerinin kutlama gösterilerinin de gururla seyredildiği etkinlikler toplamıdır. Kabuğuna sığmayan şımarık bir gençliği simgeleyen şampanyanın yerine ağır başlılık ve vakarın egemen olduğu İslam dünyası birinciliğini kutlayan gençliğin içkisini düzenlemek bugünkü Ulu'l-Emr'in omuzlarına çöken yük, sahibini bekleyen görevdir. Tasavvuf organizasyonunu elinde bulunduran ve her İslam ülkesiyle, o ülkelerin gençliğiyle sıcak ilişki içinde olan şeyh ve müritlerinin görevidir. Tesbih çekmesini ve evrad okumasını amaç edinenler, miskin miskin oturacaklarına; her alanda yetişen gençliğe, o gençliği eğitecek oyun organizasyonuna da el atmayı amaçları arasına almak, İslam toplumunu topyekün bir hacca hazırlamak zorundadırlar.

44 *Buradan açıkça anlaşılabileceği gibi bökelik kutlamasında Allah Taâlânın ihsan buyurduğu her türlü yiyecek ve içecekten eğlence amaçlı tatmanın hiçbir sakıncası yoktur. Yeter ki İslam ülkelerinin Allah Taâlâ'ya gönül vermiş imanlı hukukçuları bir içecek üzerinde ortak karar versinler. Müslümanlar oyun düzenlemesinden yıldırılmamalıdır. Allah inancı ve ahiret korkusunu temel amaç edindikleri her oyunu düzenlemek ve bökeliğini kutlama hakları vardır. Ancak bugünkü batı dünyasının gençliği Allah inancı ve ahiret korkusundan caydırmak amacıyla elinden geleni esirgemediği ve bizim gençliğimizi de yanlarına çektikleri oyun organizasyonuna alet olmadan yepyeni bir organizasyonla hacc eksenli oyun gerçeğini gerçekleştirmek zorunluluğumuz var. Bugünkü bökelik törenlerinde aklı örten ve cinsel çıplaklığı esas alan içki üretim, pazarlama ve tüketimi, oyun yetkili kurullarınca ve spor klüplerince gelenekselleştirilmiştir. Bizim takvaya dayalı oyun organizasyon yetkililerimiz ve spor külplerimiz bu sarhoş edici içkiye karşı; cennetteki içki benzerini üretip gençlik oyun etkinlik alanlarında tüketilmesini neden sağlamasın?

45 *Bu sınırlamadan da anlaşılacağı gibi cahiliye dönemindeki hacc törenlerinde Arap, Türk, Moğol vd dindar toplumlar törenlerle hayvan öldürme avcılığı yarışmalarını hacc törenlerinde sürdürüyorlardı. Mâide: 3 dipnotu. Cahiliye dönemi inanç düzenini oluşturan ideoloji merkezli ve mitolojik ağırlıklı törenler bu gerçeği ortaya koymaktadır. Ancak tefsirlerdeki bazı uydurma rivayetler, Taberî gibi siyer ağırlıklı kitaplarca aktarılmıştır. Anlaşılan şu ki Allah korkusu ve ahiret inancının esas alınmadığı oyun organizasyonları cahiliye döneminde de yapılmaktaydı ve bökelik final karşılaşmaları, hacc günleri eğlencelerinde kımız, şampanya vb ile kutlanmaktaydı. Bu âyet yorumlanmaları, hacc ve oyun gerçeğini çok iyi anlatmaktadır.

Olimpıyat ve Siyasî Müslüman

“Onlar Ona rağmen hep yarım tanrılı melek kızlar39 tragedyasına yalvarırlar, dolayısıyla hep cinsellik anıtı çırılçıplak şeytan tragedyasına dua ederler. Allah o şeytanı lanetli kıldı. Şeytan "Andolsun senin kullarından kaba taslak bir sosyal statü kazanacak, kazanacak, dine karşı din geliştirip onları mefkûresiz-leştirecek mefkûresizleştireceğim, onları tragedyalarla ütopik dünyalarda yaşatacak, yaşatacağım. Onlara öyle normlar getireceğim, getireceğim ki kıllarını, organlarını cımbızla yolacaklar; hayvanların kulaklarını da... Yine öyle normlar getireceğim, getireceğim ki derhal Allah'ın yaratış amaç ve biçimlerini değiştirecekler." 40 kim o şeytanı; Allah'a rağmen yönlendiriciliğe aday görürse yalın anlaşılır sakat bir sosyal yapılaşma bunalıma düşer. Onlara vaat eder, ütopyalara götürür. Oysa şeytan onlara, sadece aldatmacalar vaat eder. İşte onlar... evet onların yuvası cehennem! Oradan kaçıp kurtulacak bir yer bulamazlar.” (Nisâ’: 117-121)

39 *Bu kompozisyon Arapça kelimelerin sözlük anlamlarına bağlanmak, sıkışıp kalmamakla aydınlatılabilir. Bu kompozisyonun ana teması, "yarım tanrılı din" ideolojileri düzenlemektir. Bir yarısı Allah Taâlâ'nın kutsal kızları meleklerden, öteki yarısı da sosyal yaşantıda etkin ve güçlü erkeklerin putlarıyla dolu bir ideolojiyle ibadet kültü oluşturmaktır. Bu yönüyle Kur'an-ı Kerimde, onlarca kompozisyon aynı temayı işlemektedir. Araplar arasında tragedyalarla Lât, Menat, Uzza, Abdu'uş-Şems vb tanrısal güçteki varlıkların putları dikilmiştir.

Tefsir tarihi boyunca içerik olarak tragedyaya değinilmişse de doğrudan tragedyanın önemi anlaşılmamıştır. Örneğin; M. Esed, burada: "dişi" sözcüğünün İslam öncesi Arapların putlarına verdikleri bir ad olduğunun sanıldığını söylerken, "cansız semboller" olarak yorumlamıştır. Kur'an-ı kerimdeki "dişi" sözcüğünün "cansız şeyler"i gösterdiğini belgelemekte, İbn Abbas, Katade, Hasan Basri RA'ın bu sözcüğün hareketsiz ve cansız şeyleri gösterdiğini söylediklerini nakletmektedir. Taberi Tefsirinde Arap dili etimolojisti Ragıp'ın da bu görüşü desteklediğinin yazıldığını da belirtmektedir. Yine Hz. Aişe Validemizin elindeki Kur'an nüshasında "dişiler" sözcüğünün yerinde "putlar" sözcüğünün kullanıldığı hadisi şerifte söz edilmektedir.

Yine İslam öncesi Araplar, Maide: 103. develerinden bir kısmının kulaklarını keserek veya yararak putlarından birine veya ötekine adamayı gelenekleştirmiş ve o hayvan kutsal sayılmıştır. Din sosyolojisi kitapları tarih boyunca gelenekleştirilmiş dinî törenleri anlatmaktadırlar. Bu törenler, ideoloji dinidir. Çok tanrılı dinler, yarı tanrı-yarı insan tragedya dinleridir.

Kötü değer egemenliğindeki bölgede seçimle işbaşına gelen; diyelim ki belediye başkanı, barolar başkanı, odalar birliği başkanı vd nin seçmenleri adına düzenlediği şölen, yarışma, gezi, gece töreni Bakara: 143. vb sosyal etkinlikler; o seçilmişin sû-i amelini yansıtan dinidir ve o etkinliklere katılmak da o seçmenlerin şeytana ibadetidir. Aynı sosyal etkinlikler, Allah Taâlâ'nın, dolayısıyla Resûlünün sünnetinin egemen değer olması için oy veren vatandaşların oylarıyla seçikmiş önderin düzenlediği sosyal etkinlikler de "salih amel"i ansıtmış olur. Eğer Allah Taâlâ'nın kötü değer yargılarını egemen değer kılma amacıyla etkinlik düzenlemiş ve Allah'a inanan insanları hedef olarak aşağılayıcı veya gözdağı veren konuşmalar yapmakla yönlendirdiği seçmenlerini etkilemişse bir put olarak dine karşı din geliştirenin tapınması olur. Bir ideolojiyi dünya çapında örgütlediği, kurucunun o ülkedeki uzantısı ve canlı modeli olarak yeni bir dinin yayımcısı olmuş olur. Bu kuruma oy vermesi ve seçildikten sonra adına düzenlenen sosyal etkinliklere de gönülden katılan vatandaşlar o ideolojinin kurbanları olmuş olur. İşte âyet: 115. "devrim ilkesi yarışı" budur.

Ülkede ideoloji uğruna Allah Taâlâ'nın sıfatları ve Esmâ'sını örnek alarak ağıtlar yakılır, destanlar yazılır, şiirler okunur, çeşitli edebiyat ürünleri sergilenir. Geçitler düzenlenir, folklor gösterileri yaptırılır, havaî fişekler, toplar atılır... bunlar, o ideolojinin ibadet türleridir. Bu yazılan ve düzenlenenler, aynı putlar adına düzenlenmiş, sadece adları değişmiş, kelimeleri farklılaşmıştır. Mizan Tefsirinde: "Ayetteki dişilik, yaratıcıya isnat edildiğinde yaradılmışın fonksiyonunu dile getiren salt bir iç dökmeyi yansıtmaktır. Bu anlam dişiye Lât, Menat ve Uzza demekten daha etkindir" denmektedir. Nitekim her mahallenin bir putu, her canlının bir putu oluyor ve filancanın kızı diye bir ad veriliyordu. Bunun nedeni ya isimlerin dişileştirilmesi veya o putların cansız olarak sembolize edilmesidir. Nitekim tanrı diye çağrılıp dâva lideri yapılan, adına şiirler dizilen kişiler arasında Meryem Oğlu İsa, Brahma, Buda... gibi erkekler de varken her nedense onların anıtlaştırılmasında cinsellikleri ön planda tutulmaktadır.

Bu yorumlamalardan da anlaşılıyor ki edebiyattaki "yarı Tanrı-yarı insan tragedyalar" bir din oluşumudur. Sportif sembolleştirmelerle, adına kupa maçları düzenlenmeleriyle yaşatılmak istenenler o yüzyılın tanrılaştırılanların ibadet kültleridir. Fikstürleri yapılıp futbol kupa maçlarındaki isimlerin arkasından kupası verilen yarı tanrı insanlar vardır. Bugün bütün olimpiyatlar Zeus tanrısı adına düzenleniyor. Zeus'un Atina'da Olimpus dağında oturduğu sembolize edilerek dünya gençliği dört yılda bir, dünya çapında hacc ibadeti ritüelleriyle, Zeus'un adını kutsallaştırmak uğruna atağa kaldırılmıyor mu? Müslümanlar hacc ibadeti sırasında Cebel-i Rahme'de Rahman'ın Misafirleri olarak vakfe yapmıyorlar mı? birisi kötülerin dini, öteki iyi müttakîlerin... İşte Cebel-i Rahme, aynı dağın İslam dinindeki ilahî tragedyasının düzenlenmesi değil midir? Vakfe sırasında Allah Taâlâ'nın misafiri olmuyorlar mı? Nüsük ve Şa'âirullah terimlerinin anlamı nedir?

40 *Moda, kısırlaştırma vb etkinliklerle... Çıplaklığın ve fuhşun heykeli şeytanın örnek alınmasıyla dikilmiş, kadın-erkek benzeşmiş, nikah yerine fuhuş öncelik kazanmıştır. Gençlik, erginlik psikolojisini iyi bilmek, gençleri iyi tanımak gerekir. Bebeklikten itibaren kız-erkek karmasına göz yumup giyim kuşamına cinsellik açısından dikkat etmemek, ilerisinde büyük toplumsal yaralara neden olur. 1919 ihtilalinin gerçekleşmesinden birkaç gün önce "Kadınlar Dünyası"nda Hâdiye İzzet şöyle sesleniyordu: "Bir milletin felaketli günlerinde top, kurşun, gülle sesleri memleketimize kadar aksettiği halde biz daha nasıl modayı düşünürüz? Bizim hemşehrilerimiz, analarımız, babalarımız bugün alçak düşman elinde esir bulunuyor... Onların feryatları Arşa kadar uzandığı ve kulaklarımızda daim iniltiler, gözlerimizin önünde münazır hava oluşturan levhalar dururken biz, moda ile uğraşmak değil, utancımızdan ölmeliyiz. Bizim ziynet, süs için ecnebilere verdiğimiz etek dolusu paraları onlar alıp, sonra bize top, tüfek ve kurşun olarak geri veriyorlar..."

TATİL ETKİNLİKLERİ: CUMA VE HACC

Ey iman edenler! Dinî hacc törenlerini1 katışıksız yerine getirin. Şöyle ki yalnızca haramlıkları yasa ile belirlenenler dışındaki otçul dört ayaklıların ehlisi; yabanisi size helal kılındı... 2 siz dokunulmazlık ayları/ ihramdayken3 avlanmayı normalleştirmeden... 4 Kuşkusuz Allah neyi dilerse temel ilkesini koyar. (Mâide: 1)

1 *Hacc törenleri diyebilir miyiz? Evet! Âyet-i kerimeyi genel akidler olarak değil de bir hacc bütünlüğü içinde ele alırsak "hacc törenleri" diyebiliriz. Çünkü "ukûd" sözcüğü, isim tamlamasındaki tamlanandır, tamlayan "iman sözleşmesi", "satış sözleşmesi", "evlenme sözleşmesi" vb olarak Medenî Kanunun her konusu-nu alabiliriz. Burada açıktan vurgulanmadığından müteşabihliğini korumaktaysa da âyet-i kerimeyi bir hacc bütünü olarak düşünürsek ve "elif lâm"ı konu gereği ahd-i zihnî için ve "hacc" muzafun ileyhinden ıvaz alırsak müteşabihlik de ortadan kalkar.

2 *Âyet-i kerimenin bütün olarak Hacc konusunu dile getirmesinden yola çıkıp, tarihöncesinden beri tüm çağlardaki her toplumda haccı andıran birçok av törenlerinin siyasallaştırıldığını görürüz. İslam devlet iradesinin tatil devrim ilkesi, din amaçlı siyasî av törenlerini; Boğaç Han'ın boğa güreşinden, horoz dövüştürme törenlerinden, deve güreş törenlerinden alarak dört ayaklı büyük baş hayvan boğazlanmasına yönlendirmektedir. Hayvanlar arasında oyunlar düzenleyip taraftar toparlama, benimsenme, tragedyayı oluşturan putun ilahlaştırılması, yılın müzisyeni, yılın sporcusu, yılın moda kralı, yılın sinema yıldızı, yılın kâinat Güzeli vb tümü tragedyanın şölenleri... At yarışı, deve-horoz dövüşü, boğa arenası vb tümü tragedya!.. Futbol karşılaşmaları, pistlerde dans yarışmaları, beş yıldızlı otellerde eğlence ve yarışmaların tümü tragedya... Hacc da bir tragedya... Ancak ilâhî tragedya!

3 *Burada da "Hurum" müteşabihliği göze çarpmaktadır: Hacc ihramı mı? Eşhur-i Hurum mu? Demek ki Eşhur-i Hurum da tatil kavramı içinde hacc bütünlüğü içinde av törenlerinden parçadır. "Haram aylar", "otçul hayvanlar" ve "avlanma" terimleri de hacc ibadet dinî törenleri bünyesinde geçmektedir; neden? Bu terimler bize boş zamanı değerlendirme oyunlarını anımsatmıyor mu? Tarihöncesi toplumlardan beri süre gelen kozmogoni içindeki hayvan avlanma törenleri, İslam kozmogonisinde hacc törenleri olarak değerlendirilmiş olamaz mı? Hacc menasikinin av törenlerinin "oyun" terimiyle çok yakından ilişkili olduğu çıkarsamasını yapmak saçmalık mı olur? Gençliğin yönlendiricisi olarak "sürekli hacc komitesi"nin, Cuma tatil haccının boş zamanını ülke içi etkinlikler ve ahlâkî eğlencelerle hacca nasıl hazırlayacağını da buradan çıkarsamaktayız. Bu komiteler İslam ülkeleri oyun düzenleyicileri arasından seçimle belirlenecek, ülke içi siyasetle hiçbir ilişkileri olmayacaktır. Bu komite düğün merasimleri ve gençlik kaynaştırma çalışmalarına İslamî boyut kazandıracak, yeni bir kültür ve şahsiyet oluşturacaktır. İslam ülkelerinin sivil toplum örgütleri STÖ'ler, İslam ülkeleri çapındaki her türlü sportif karşılaşmalarını hacc mevsiminde sonuçlandırılacak biçimde, Cuma günü tatili boş zamanlarında veya eşhur-i hurum'un geçtiği kandil gecelerine rastlatacaktır.

4 *Haccın ilk başta avcılık ve avlamayla anlatılması, hayvanlara ve hayvan dövüşlerine geçilmesi ister istemez mitolojilere uzanmamızı zorunlu kılmıştır. İlâhî nurun çoğu kez bir hayvan biçiminde görüntülendiğini, tarih öncesi toplumların ecdat olarak hayvanları aldıklarını gözlemlemekteyiz. İki insan, iki boğa, iki koç, iki deve savaşı veya aynı erkeğin anılan hayvanlardan her birine karşı yaptığı savaşların düzenlendiği bayramlar plastik sanatlarla betimlenmektedir. İşte totemciliğin bir spor biçiminde yaşatılmasının yerini Kur'an düzeninde hacc törenleri almaktadır.

Değerli Okurlarım,

Basımı üzerinden iki yıl geçen “Bilgi Toplumuna Doğru Kur’an-ı Kerim Meal-Tefsiri” adlı eserimiz büyük hacimli olduğundan tamamen okunması can sıkıcı olabilir. Benzerlerinden tamamen yepyeni bir çizgide kaleme alınan bu meâlin içinden seçme metinler serisi, özellikle yüksek öğrenim gençliği ve öğretim üyelerinin ilgisini çekecek biçimdeki temel konu başlıklarını esas almıştır.Bu serinin ikincisi olan bu broşürün beğenileceği ümidi içindeyiz.

Artık İslam dünyası, 21. yüzyıl elektronik çağında, “İlim-Din-Felsefe” üçlüsünü, bir bütün olarak görmek istemektedir.

Bu yeni çizgi; bilim çevreleri ve mezhep-din mensupları arasında hoşgörüyü esas almıştır.

İşte bu yeni düşünce yüzyılının ön habercisi olarak kaleme alınan bu meal-tefsirdeki çizgiyi dile getirecek çalışmaların ikincisi, meal-tefsir bütünlüğü içinde görüşlerinize sunulmuştur.

Bu meal-tefsirimiz, “www.2001yayinlari.com” adlı internet sayfasından izlenebilir. e - maillerinizle eleştirilerinizi ve ilgilerinizin devamını da beklemekteyiz.




 
SİPARİŞ VER

Kitaplarımızdan temin etmek isterseniz tıklayınız


ANKET
Lütfen
anketimizi oylayınız.


Hz İsa, Hz Adem ile cenetten kovulan ervah arasında olmadığından mezarı yok. Öyleyse Hz İsa insan mıdır?
a- Hz Adem soyundan insandır.
b- Allah'ın Kelimesi melek-insandır.
c- Göklerde yaşar melektir.
d- İnsanüstü zekadır.

ÇOK OKUNAN 5 YAZI
Yazı Hit
2001 YAYINLARI VE SALİH PARLAK 4095
FATİHA SURESİ 2936
SEBE' IRKI VE GEZEGENLERDEN SÜRGÜN 2618
KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER 2420
BİR AKADEMİK MEAL - TEFSİR 1606

ZİYARETÇİ DEFTERİ
Deftere Yaz Defteri Oku
62 mesaj var.