"Sahada futbolcular tribünde seyirciler büyük keyif alacak. Çünkü hırslı, agresif ve sürekli hücumu düşünen bir futbol oynatacağım" diyen Bernd Schuster'dir. Kafasındaki kurgu hakkında ipuçları verdi. Futbolda başarı, kavgacılıktadır.
06 Eylül 2010

 İletişim
 Özgeçmişim
 Kur'an Araştırmaları
 Basında 2001 Yayınları
 Meal-Tefsirimizin Ayrıcalıkları
 Bize Göre Tartışmalı Konular
 Kur'an'da Psikoloji
 Kur'an'da Ekoloji
 Kur'anda Kimya
 Siyasî İslam Önderleri
 Bir Sivil Toplum Örgütü: Tarikatler
 Kur'anda Belediyecilik
 Yâ. Sîn. Tefsiri ve Ashab-ı Karye
 Kur'anda Kelam
 İslam'da Nikah ve Kadın Hakları
 İslam'da Hılafet Merkezi
 KUTLU DOĞUM
 Erbakan Din Anlayışı
 İdeoloji ve Dinî Gelişim
 LAİKLİK VE İDEOLOJİ
 Münafık Vatandaş Kavramı
 KADER VE CİHAD
 Bu Görüşüme Katılır mısınız?
 FİZİK ve Teorik Fizikçiler
 KİTAP
 EVLİLİK-BOŞANMA
 TESETTÜR-ÇIPLAKLIK
 SPORUN SİYASİLİĞİ
 Şakî-Saîd Çatışması
 NİMET VE KARİZMA
 KISSALARIN ANLATTIĞI
 MİRAC VE IŞINLAMA
 RUH VE NEFS
 YARATILIŞ VE EVRİM
 ŞİRK VE TRAGEDYA
 ÖLÜMSÜZ KULLAR
 BÜYÜK PATLAYIŞ veya BİG BANG
 UZAY VE UZAYLILAR
 FATİHA SÛRESİ Tefsiri
 CUMU'A NAMAZI, tatil
 âidiyet ve din
 KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER
 Rahmet ve Tasavvufî Bilgi
 HACC VE İSLAMÎ MEDYA
 ÇAĞ AÇAN İNSANLARIN YAŞAMI
 ZİNA VE GENELEV GERÇEĞİ
 Kitaplarımız
 Sık Sorulan Sorular
 Resim Galerisi

E-Posta
info@2001yayinlari.com
salihparlak@2001yayinlari.com


DUYURULAR

2. baskı Kur'an-ı Kerim Meal-Tefsiri'miz çıktı
1. Baskı Meal-Tefsirimizdeki bazı yeni ve yabancı kavramlar biraz fazla eleştirilmişti.

Meal-Tefsirimizin 2. Baskısında, özellikle bu alışılmamış kavramlar meal metninden çıkarılmıştır. Dipnot bölümünde değerlendirilmişlerdir.

Bazı ayet-i kerimelerin 1. baskıdaki tercümesi biraz karışık gözükmekteydi. farkedilen bu karışık anlamlar, 2. baskıda yeniden düzenlenmiştir.

1. baskıda uzun ve anlamsızlaşan cümleler farkedilmiş, yeniden değerlendirilmiş, parçalanarak akıcılık sağlanmıştır.

1. baskıda meallerdeki açıklayıcı ve anlamsız uzatmalara neden olan bazı sözcükler, 2. baskıda çıkartılarak meale daha kolay anlaşılırlık ve sadelik sağlanmıştır.


* * *

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

Artık

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Biz, bir toplum içinde yaşarız; öyleyse sosyal yaratığız ve sosyalleşmek zorundayız.

Biz, "Ümmet-i Muhammed" olmakla övünürüz; ama ümmet olabilmek ve toplum içinde sosyal bir organ olabilmek için bazı temel özellikleri yaşatmamız ve taşımamız gerektiğini unutmuşuz.

Resûlüllah'ın AS ümmetiyiz. Bu doğru! Amma Resûlüllah AS da beşer olarak fânîdir ve göçmüştür.

Her çağda o çağın insanı bir "Yaşayan Resûl" ve "Yaşayan İmam" aramalı ve bulmalıdır. O İmam'a kılavuzlanmak ve bir onunla âidiyet içinde olmak farz-ı ayndır.

Yaşayan İmam olmadan, ümmet olunmaz ki!

Resûlüllah SAV de beşerdir ve beşer olarak fânîdir ve dünyadan göçmüştür. Ümmetine "Kitap" ve "Sünnet"ini emanet etmiştir.

Her çağda, bu emâneti taşıyan, kılavuzluğunu yapan ve kendini Asr-ı Saâdet döneminde yaşatan "Büyük Adamlar" zincirinden bir zâtı seçmek ve ona tabi olmak ve o zâtı örnek almak ümmet olmanın ön koşuludur ve farzıdır.

Öyle bir zatı örnek almadan ve ona tabi olmadan ümmet olmak mümkün değildir.

İşte bu sosyalleşmeye, "cemâatleşme" denmektedir.

Bir cemâatin üyesi olmadan ümmet olmak nasıl düşünülebilir?
Allah CC, sosyalleşmemiz için üç büyük tatil anlayışını ve dinî ritüelini bizlere farz kılmıştır. a) Birincisi Cum'a Günü tatilidir. b) İkincisi mevsimlerin içine yayılmış "Haram Aylar"dır. c) Üçüncüsü de yıllık tatil olan "Hacc" mevsimidir.

İşte bu kitapta bu üç tatil gerçeğinin araştırılmasını bulacaksınız.

* * *

Nasıl Bir Kader Anlayışı
"BİLGİ TOPLUMUNUN KADER ANLAYIŞI"

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir.

Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kader tartışması vardır.

Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir.

Kader gerçeğinin, modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır.

Kader konusunu beyinlere, özellikle genç beyinlere öyle nakşedeceğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin.

Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin.

Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta görmüş olsun.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, hayır-şerr yargı düzeninin hidayet-dalâlet ikilisi biçiminde nasıl özetlendiğini bulacaksınız.

Bu kitapta; iyi sosyal düzeni de, kötü sosyal düzeni de kuran siyasî iradenin karizmatik halk kahramanını "Kurtuluş Savaşı"na taşıması için siyasî Müslüman'ın oylarıyla desteklemesi gerektiğini bulacaksınız.

Bu kitapta, ancak o siyasî tercih ile kaderde saîd veya şakî olduğu planlamasının dünya yaşamında kaza edileceğini bulacaksınız.

Evet bu kitapta, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da, evet; bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız.

Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta; Hz Ali-Muaviye çekişmelerinde, siyasî iradeyi, hayır-şerr sosyal düzeni için "Kurtuluş Savaşı" verme konusunda nasıl kullandıklarını bulacaksınız.

Bu kitapta, karşıt iki, iyi-kötü karizmatik halk kahramanı savaşında kader planlamasının nasıl kazaya dönüştüğünü göreceksiniz.

Yine bu kitapta, Şîa'nın "Oniki İmam Hareketi"nin kader konusunda ne anlam belirttiğini göreceksiniz. Hz Musa'nın, Hz Îsâ'nın ve Hz Muhammed'in "kendini ifade etme özgürlüğü" ve özel yetisi konusundaki karizmalarını da yeni bir anlayışta okuyacaksınız.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

"Bilgi Toplumunun Kader Anlayışı" adlı kitabımız yayınlanmıştır. Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir. Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kade vardır. Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir. Modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır. Kader konusunu beyinlere, özellikler genç beyinlere öyle nalşedeğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin. Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin. Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta göreceksiniz.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız. Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

* * *


ZİYARET TRAFİĞİ
 Aktif Ziyaretçi 1
 Bugünkü Ziyaret 387
 Toplam Ziyaret 281599

 
KUR'AN-I KERİM'DE YARADILIŞ, İblis ve MODA
Fiyatı: 0 YTL
ADEM (A.S.), İBLİS-MODA

İşte bu çizgiyi ve bu gerçeği yakalamaya aday olduğumuzu ispatlamak için “Birleşik Alan Teorisi Serisi” bünyesinde Kur’an-ı Kerim “Yaradılış”a nasıl bakıyor? “Yaradılış” denince akla “Âdem AS” konusunu getirmektedir. Acaba Kur’an-ı Kerim tümel İnsan Âdem’in cennetten düşüşüne nasıl bakmaktadır? Allah Taâlâ merak ağacını nasıl dile getirmiştir? Moda ve çıplaklığı nasıl anlamalıyız?

İşte bu tanıtım kitapçığında bu soruların cevaplarını bulacaksınız.

TARIH ÖNCESİ DÖNEMİNDE ÂDEM

“Bilinçli insanın üzerinden, henüz o bilinçte bir varlık olamadığı tarih-öncesi bir dönem1 kesinlikle geçmiştir. Şöyle ki biz DNA insan kozmogonisini2, yumurtayla birleşebilen spermden varettik. Akıl gereği, onu sınavdan geçiririz. Neden mi? Biz onu zekâ sahibi, bilinçli3 olarak programladık. Böylece biz onu şakir olsun şaki olsun kılavuz ettik.4 (İnsan: 1-3)

1 *"Dehr" sıfatıyla nitelenmesi de ilginçtir. Zira “dehr”, göklerde yaşam olduğuna inanılan, uzaylılarla ilgili kullanılıp insanın başlangıç ve sonunu bilemeyeceği, tarih öncesi dönemi belirten kavramdır. Başka bir dünyada veya bu dünyamızın başka bir galaksi içinde veya bu güneşimizin başka bir yörüngesinde, daha değişik bir zaman ölçümü ve hız içindeyken ve sakinlerinin başka boyutta bulundukları dünyada hayat sürdürüldüğünü sezinletmektedir. Âdem AS gibi Nuh AS da dünya-dışı gezegende, değişik bir yaşlanma sistemi içinde yaşlanmış olabilir. Bu dünyamızda 950 yıl yaşanamayacağı "dehr" sözcüğünü düşündürmektedir. Bu varsayıma göre öteki dünyalardan kovulup yıldız savaşları sonucu dünyamıza yerleştirilen ve bizim de atamız sayılan cinnler söz konusu edilebilir. O takdirde "maymunumsu insan" deyimi yerine "cinnimsi insan" veya "insanımsı cinn" deyimlerini kullanırız.

Araştırmacılar, Uzakdoğu ve Güney Amerika'daki tarihöncesi Ademöncesi-Nuhöncesi dönemlere ilişkin yapıtları yerinde incelemiş ve akıl yürütmüşlerse Müslüman müfessirlerin de o yöreyi ziyaret ve o tarihöncesi yapıtlara yeni bir gözle bakıp değerlendirmesi gerekirken, evindeki masa başında, kimlerin nasıl bir ciddiyetle kaleme aldığını bilemediğimiz kitaplara birkaç tumturaklı söz de ekleyerek karşılık vermekle veya "kara kabuklu kitap"tan reddiyeler yazmakla bu mitolojileri çürütmeye çalışmaları gülünçtür. Hîn-Dehr ikilisiyle anlatılan bu "Karanlık dönem", insana insan denemeyeceği o dönem, "zamanı olmayan Dünya", "Buzul Çağı", Âdem-Nuh arasındaki tarihöncesi yıllardır. E. W. Daniken'in deyimiyle Tanrının bir dakikası, bin insan ömründen daha uzun! Bir Japon efsanesi de insanın; nasıl gökyüzüne yaptığı bir yolculuktan genç dönüp de soyundan kimsenin kalmadığını gördüğünü anlatır. Ukrayna masalında ise bizim üç yılımızın Tanrı için otuz yıl sayıldığı söylenir.

Tarih öncesi dönemde, kalem diye bir şey olmadığı ve dil denen anlaşma aracı olmadığından bu yılların nasıl bir şey olduğunu anlamakta zorluk çekmekteyiz ve mitolojiler can simidi olarak imdadımıza yetişmektedir. Mitolojiler her yerde aynı konuyu işlemektedir. J. E. Reclus'un Dünya'sında: Peru'nun ilk halkının gökten düşmüş bronz, altın ve gümüşten yumurtalardan doğduğu anlatılmaktadır. Uzay yumurtaları, doğuran bâkiredir. Tassîli resimleriyle uyumluluk gösteren bu Peru efsanesi, dünyanın başka bir yerinde de eski çağ heykeltıraşlarınca: Kastor ile Polux'u, Helena'yı, Nemesisy'i başlarında yumurta kabuğu kalıntılarıyla canlandırılmışlar. Çünkü bu kişiler, Yunan mitolojisine göre gök yumurtalarından doğmuşlardır.

İslam Düşünürleri, konunun üzerine çok kolay kül sermişler, toprak iskelete melekler can vermiş, nasıl olduğu belli olmayan Havva anamızı da yanına vermişler. Her batından iki çocuk doğurtmuşlar, bir önceki erkeği bir sonra doğan daha küçük kız kardeşiyle evlendirmişler ve böylece nesilleri çoğaltma senaryosunu yazmışlardır. Çok basit bir formül! Bu çoğalmanın cennetle başlatıldığını söyleyen kapkara cahiller de yok değil! Sonra da bu fıkıh kurallarını neshetmişler. Milyonlarca yılı bulan bu "karanlık dönem"e ilişkin neler olduğunu hiç bilemiyor; iman etmekle birlikte bilimin araladığı bilgiler ışığında konuyu sadece biraz kurcalıyoruz. Bu "karanlık dönem"; Atlantis ve Kızılderililerin geldiklerine inandıkları Mu kıtalarında yaşanmış veya "bir yıldızda biçimlenmiş ilk Dakota", uzay boşluğu; "karanlıklar içinden" Dünyaya yolculuk yapmıştır. Bu âyet-i kerimeyi "anne karnındaki sperm, zigot... henüz insan denilmediği" karanlık bir dönem biçiminde de anlayabiliriz.

2 *O tohum odacığında vücudu programlanan DNA'yı, karşıt eşeyli bir hücreyle birleşebilen gametlerle dopdolu spermden yarattık. Bilgi toplumu uyarınca onu Âdem AS'ın kelimeleriyle sınavdan geçiririz.

3 "Bilinçli, zekâ sahibi" deyimi, insanı hayvansallıktan ayırt etmektedir. Bu bilinçlenme insanı "bilgi toplumu" ve siyasî değerlendirmelerle cihad eri olmasını sağlarken, "çıkarsama" yeteneği bu iki bilinçle verilmekte, bilimsel düşünmesi sağlanmaktadır. "Sem' ", "Basar" ve "Fuâd" üçlüsünün bir arada kullanılması zekâyı imgeler, insanın sorumlu ve yükümlü olduğunu, iyi-kötü değer yargısını değerlendirebileceğini, Allah Adını yeryüzünde egemen kılmakla cihadını sürdürebileceğini, cennet-cehennem imajını kazandırır.

4 *"Evinden çıkan herkes kapısından iki sancakla çıkar. Biri meleğin ve öteki de şeytanın elinde... Evinden Allah'ın sevdiğiyle çıkanı; melek sancağıyla izler. Evine dönünceye kadar o meleğin sancağı altındadır. Kapısından Allah'ın öfkesini çekecek bir şeyle çıkarsa şeytan; sancağıyla o kişiyi izler. Dönünceye kadar şeytanın sancağı altındadır."

MELEKLIKTEN İNSANLİĞA DÜŞÜŞ

"Ey Ademoğlu! Sen ve eşin29, şu dünya cenneti imtihan köşküne yerleşin. İkiniz köşkün; dilediğiniz belirsizlikler dünyası ürünlerinden bol bol yiyin. Fakat bu merak tutkusu ağaca hiç yanaşmayın. Yanaşırsanız ikiniz de aldananlar grubundasınız" dedi. Derken şeytan ikisinin de o ağaca30 ilgi duyduklarını anladı, ayaklarını kaydırıp ikisini de içinde bulundukları ortamdan çıkardı. Biz şöyle dedik: "Oradan yere düşün! Artık siz ademoğulları! Birbirinize düşmansınız ve o yeryüzünde belirli bir süreye kadar, sperma yatağınız ve günübirlik geçim kaynağınız var. Ademoğlu bir takım kavram kelimelerle Rabbinden ders aldı da hemen tevbesini31 kabul buyurdu...” (Bakara: 35-37)

29 *Adem'in bünyesi içinden bir eşi çıkmıştır. Zaten Adem'in Nisa': 1. tek nefis olduğu, dünya hayatında döllenme gereği, karşı cins olarak kendinden kadın; ikinci bir Adem'in oluştuğu görülmüştür. Cennetteki bu ikinci Adem; kendi eşi de sembolik olarak geçerken Havva olduğunu öteki dinî kaynaklardan öğreniyoruz. Birinci Adem ve eşi ikinci Adem herhangi et ve kemik varlık olmadan sembolik olarak beraberce sınav öncesi yaşa-mışlardır. Aslında tek nefsin tamamlayıcı âyet: 35. iki parçasıdırlar. Daha sonra bu iki sembolik varlık dünyaya atılırken âyet: 38. çoğul oluyorlar. Burada mitolojik yapıyı aşamayan bir sürü israiliyat bilgileri, temel akide imişçesine İslamî kaynaklara geçmiştir.

30 *Merak Ağacı, Zakkumdur ve insanı cennetten çıkaran simge varlıktır. Bilim, insan ve cinnlere verilmiş bir yetidir. Bilim yeteneğimiz, bilgi tanklarımızın dolmasıyla büyür, gelişir, derinleşir. Merak, öğrenmektir. Öğrenemediğiniz ve açıklayamadıklarınız içinizde bir ukde, habis ur gibi durur: bitişik komşumuzda ne var? Karşı dağın arkasında ne var? Karşı kıyıda ne var? Ayda ne var? Öteki gezegende ne var? Gaf dağı nerede ve nasıl aşılır? Amerikanın keşfi, uzaya tırmanış neden? Uzayın ötesinde ne var?

C. Sagan'ın dediği gibi bu merak bizi dürter durur. İşte bu merak tutkusu bizim cennetten dünyaya kovulma nedenimiz olduğu gibi tabandan tavana çekmeğe çalışıyor. Meraktan, merak gidermek arzusu olan keşif ve buluşlar, dikkatli bir bakıştan da gözlem ve teori doğar. İşte bilim de budur; merak etmektir. İşte melekler "Halife!" denince, histerisini kargaşa çıkarıp kan akıtmakla gideren meraklı bir varlığı bellemişler. Cennette ve meleklerde bu tutku yoktur.

HALK VEYA KOZMOGONİ: VARETME

“Kuşkusuz İsa'nın Allah katındaki gizemli canlandırılması, tıpkı Adem'inki gibidir; kozmogonisini topraktan varettikten23a sonra ona: "Ol!" dediği gibi oluverdi.” (Âl-i İmran: 59)

23a *”Halk” kavramına bu mealde: “kozmogoni belirlemek” olarak yeni bir boyut kazandırılmıştır. Şu gerekçeyle ki şimdiye kadarki dogmatikleşmiş: “yoktan varetmek” anlamının çok yanlış olduğunun farkedilmesidir. Çünkü “yokluk” eylemini Allah Taâlâya izafe etmek yanlıştır. Bu âlem, yokluktaki ethirlerden yaratılmamış; varlığı kendinden olan “ruh”tan yaratılmıştır. Büyük patlama, mutlak enerji ruh dünyasında olmuş ve bu âlemin ana iskeleti, silüeti, sınırları bir nano saniye içinde planlanmış ve altı jeolojik çağda da yedi katı yürütmeye alınmıştır. İşte bu eylem, yeri geldikçe açıklanacağı gibi: “inşâ’” veya “ibdâ’” sözcükleriyle dile getirilmiştir.

Sözlüklerde “halk”, “bir örneğe göre inşa etmek” anlamına geldiği gibi, planlama, programlama, önceden belirleme anlamında alındığına ilişkin birçok Kur’an âyetinin Mâide: 110, A’raf: 54, Mü’minûn: 14, Ankebût: 17. gerekçe gösterilmesinin yanında, konuşma dilinde de birçok örnek verilir: Önce ölçüp sonra biçtiğinden dolayı “Debbâğ” vb meslek sahiplerine “hâlik” denir. Ayrıca cahiliyye ozanı Züheyr’in dizelerinde de bu anlamda kullanılmıştır. İ. Düşüncesinde Kötülük Problemi.

BİLİNÇLİ OLMANIN AĞIR FATURASI

“Allah-İblis: "- Sana secde etmeni emretmiş-ken; secde etmene engel ne!? 4 - Ben ondan daha hayırlıyım; benim kozmogonimi foton ateşten varederken onunkini elementler karışımı çamurdan varettin. - O halde oradan in aşağı! O yerde, kendi kendine yeterliliğe yeltenmen ne haddine!? Derhal çık; artık insanlaşanlardansın!.. 5 ...Ey Ademoğlu! Sen ve hanımın bu cennet köşkte yerleşin. İkiniz nereden dilediyseniz oradan yiyin. Fakat şu merak ağacına yaklaşmayın. O zaman kendini dev aynasında görenlerden olursunuz. Şeytan, birbirlerine gizli çirkin avret yerlerini açıktan göstermeleri için her ikisini işkillendirdi: "Rabbiniz sadece ve sadece ikiniz de melek olarak kalmayasınız veya bu cennetteki sonsuzlardan olmayasınız diye sizi bu merak ağacından alıkoymuş. Andolsun ben yalnız iyiliğinizi düşünenlerdenim!" deyip ikisine and güvencesi verdi kırk dereden su getirdi. Derken ayartıcı davranışlarla ikisini kuyusuna bıraktı. Sonunda merak ağacını tattıklarında her ikisinin çirkin avret mahalleri kendilerine beliriverdi. Her ikisi avret yerleri üzerine o cennet yapraklarından yapıştırıverdiler. Rabbleri kendilerine şöyle seslendi: "Her ikinizi, şu merak ağacından alıkoymamış ve ikinize; şeytan denen kovulmuşun siz ikiniz için apaçık düşman olduğunu söylememiş miydim!?" İkisi: "Ey Rabbimiz canlarımızı kendimiz aldattık. Eğer Sen bizi yarlığayıp etkileşim bilgi-sevgi ağını bize aralamazsan, elbette bunalıma sürünenlerden oluruz" O: "Siz ve zürriyetiniz birbirinizin kuyusunu kazacakları biçimde bu yüksekten aşağılılıklara düşünüz.6 O ülkede nefs deposu bedeniniz ve belli bir süreye kadar geçici beslenmeniz var; Orada yaşayıp orada ölürken kıyamet günü oradan çıkarılacaksınız" dedi. Ey Ademoğulları! Üzerinize Adem-Havva geleneği olarak avret yerlerinizin cinsel çekiciliğini gizleyecek bir giyim-kuşam, bir de onun kılık-kıyafetini moda gelenek olarak koyduk. Fakat takva7 duygusunun örtücülüğü... işte o, en yerinde örtüdür ve Allah'ın devrim ilkesi ayetlerindendir. Belki andıçları oluverir.8

“Ey Ademoğulları! Şeytan, nasıl anne-babanızın cennetten çıkmasını sağlamışsa sizleri de hiç mi hiç baştan çıkaramasın; ikisine de avret yeri cinsel çekiciliklerini göstermek için elbiselerini üzerlerinden çekip alıyor çıplak yapıyor.9 İşte bilmelisiniz ki o şeytan ve cinnden adamları, kendilerini göremediğiniz boyuttan sizleri görüyor. Hiç kuşkunuz olmasın ki biz şeytanî güçleri iman etmeyenlerin yönlendirici velileri olarak belirledik.10 Bunun doğal sonucu iman etmeyenler bir toplumsal çıplaklık suçu işlediklerinde derler ki: "Atalarımızı da aynı suçları işlerken bulduk. ...Sizi bedene soğurttuğu gibi öyle geri döneceksiniz. ...Bilinmelidir ki onlar hayatlarında, Allah'a rağmen çıplakçı şeytanî güçleri yönlendirici veliliğe aday gördüler; üstelik mefkûreci said toplum olduklarını sanırlarken.” (A’raf: 12-30)

5 *"Sâğir" sözcüğü, "'âlî" sözcüğünün karşıtı olarak düşünülmüştür. Bu sözcük, Yunus: 83, Neml: 31, Mü'minûn: 46,91, Kasas: 4, Sâd: 75. dev cinn, uzaylı varlıkken, devler diyarında söz sahibiyken "insan" boyutunda dünyaya inmesi sembolize edilmiştir. Altın çağı’ndan demir çağına, bronz çağına düşmüştür. Bu yorumlama, İsra': 5. İsraioğullarının Nuh AS eşliğinde ilk sürgün ve dev kullar la ilinti kurularak yapılmıştır.

6 *İnsan; cennet denilen yerde, melek kadar sâfiyet içerisindeydi. Ancak üst meleklerin katındaki cennette değillerdi. Çünkü onlar dünyaya indirilmek ve cennetten kovulmak üzere sıkı sınavdan geçtikleri başka cennette; dünya cennetindeydiler. Çünkü o halife; kalfa oluvermiş ve kendisine meleklerde bulunmayan "Esma'"yı kavrama ve uygulayabilme iradesi verilmişti. Ancak o "Esmâ'"yı cennette yürütemezdi; akıl yürütmek için meleklerde olmayan cüz’î iradeyi kullanıp tartışma ortamı geliştirmek için kargaşa çıkaran, kundaklama eyleminde bulunup kan akıtan savaşçı rolünde olması gerekmekteydi. Bu nedenle ilâhî determinizm fadl gereği sınavdan geçirilip kader kodlamasının yapılabilmesi için, yani inişi bilimsel hukukî kanıtlara dayandırılması için dünya cennetine inmesi gerekmekteydi. İş ve dünya hayatına ayak bastırıldığı andaki çıplaklığı ve safiyetiyle tekrar geriye tersinebilmişse meleklerin ağırlanamadığı yeni bir yerde misafir edileceklerdir.

7 *Takva sözcüğünün terim anlamı, toplumdan arlanarak cinsel çekiliği olan organları titizlikle kapatmaktır. Namus duygusudur. Şi'âr ise kişinin kendisini tanıtım belgisidir.

8 *Burada RYŞ kök-fiilinden türetilen sözcük konunun ana temasını çizmektedir. Türkçe anlamı tüy, süslü veya gösterişli elbisedir. Aslında elbise, bedenin fizik yapısını ve özelliklerini bakışlardan uzak tutmak, saklamak ve modaya uymak anlamındadır. Süslenme insanın geleneksel ve kopmayan zevkleri, hatta cennetten kovulma nedeni psikolojik merak hastalığıdır. İşte moda hastalığı da buradan gelmektedir. Örtünme ve açılma duyguları insanın yaratılışından ve cibilliyetindendir.

Modacılar, bir kıyafeti oluştururken kıyafetin sunduğu imajın gündemdeki dünya görüşüne denk düşmesine özen gösterir. İngiliz kendini giysisiyle düzeltip süslerken, Fransız kıyafetine gösterdiği özen ile karşısındakinin gözünde kendine bir yer edinmektedir. Doğu insanı, kıyafetiyle göze çarpmamayı, Allah vergisi güzelliklerini yabancı bakışlardan gizlemeyi amaç edinir ve müttakî olmaya özenir. Batı insanı için giyinmek ve moda Allah vergisi cinsel çekiciliğin daha ilgi çekici duruma getirilmesidir. Kıyafet, kişinin ruh dünyasını yansıtan bir ayna durumundadır. Suretten sîrete gitmek ve kişinin fizyolojik yapısıyla ruh dünyasının özellikleri arasında bağlantı kurmak amacıyla İbn-i Arabî, E. İbrahim Hakkı Hz vd "Kıyafetnâme" konulu eserler yazmışlar ve modayı işlemişlerdir.

Moda, ilk insandan bu yana süregelmektedir. İnsan zekâsının evrim sürecinde modernleşme ile moda özdeştir. Moda, cemaatlaşma ve imam arayışıyla gündeme gelir. Giyim anlayışı kişilerin estetik zevk ve beğenilerini, ekonomik durumlarını, mensubu oldukları ve olmak istedikleri sınıfın ipuçlarını verir. Özcesi giyim, taşınan zihniyetin sembolleşmiş biçimidir. İbrahim AS öncesi geleneksel kıyafet, sonrasına da modern kıyafet dönemi denir. Geleneksel kıyafette yerel kıyafetler egemendir, yıllar bu kıyafetleri değiştiremez ve el işçiliği yaygındır. Geleneksel kıyafet ahlak kurallarını yansıtırken modern kıyafette çalışkan, çağdaş, atak, modern kadının giysisi sergilenir.

Geleneksel kadının ekonomik bağımsızlığı olmadığından moda tüketicisi değildir; siyasal olaylar karşısında edilgendir. Günlük çalışmalar; hafta sonu tatilleri, yıllık tatil ve yaz tatillerinin değerlendirilmesi, toplumdaki tüketim etkinliklerini aksatmayacak biçimde düzenlenir. Sportif veya güncel eğlenceler, turistik ortamlar hep modanın güdümündedir. Modernizmin gelmesiyle güzellik, bireylerin beğenisinden çıkmış, kitlenin baskısı altına girmiştir. Modaya uyanlar güzeldir, ilgi görür, reklamı yapılır.

İslam toplumu İbrahim AS ile Millet oluvermesiyle imama gerek görür ve ortak bir kıyafet kimliğini belirler. Fransız İhtilali modern insanı ve modayı da cidden etkilemiş; asil insan, giysisi bedenine sıkı sıkıya yapışan insan olmuştur. Çok büzgülü şalvarlar ve iç çamaşırlar yerini çok dar ve kısa eteklere, olmayan iç çamaşırlara bırakmıştır. Oğlan işi kadın tıraşı ve kadınsı giyim modernleşmenin ölçütü olmuştur. Osmanlıda kıyafet aidiyet görevini üstlenir.

9 *Bu çıplaklık moda güdüleyicisi yalan medyanın seçilmiş yöneticileri, heyecanlarıyla aşırı dışa dönük veya aşırı nörotik şahsiyetli gençlik isterler. Bu gençlik kolay yutulur, günlük eğlence dalgalanmalarının kolay etkisinde kalırlar. Nedenlerini düşünmeden her yönde aşkınlığa, cinsel etkinliğe ve kişisel çıkar akımına kendilerini kaptırabilirler. Düşünceden yoksun ve bomboş sportif heyecanların ateşli taraftarı olurlar. Koşullandırılmış zekâsıyla kolayca etkisinde kaldığı bir düşüncenin kolayca ve hiç düşünmeden peşinden koşar. Düşünce ve eğilimlerin yalnız çıplaklık dürtüsüne göre ayar edildiği, tesettürden söz eden seçilmiş yönetim adayı siyasî İslam’cıların bölücülükle suçlandığı egemen toplumlarda sosyalleşmenin tek taraflı geliştirilmesinden doğan kişiliksizlik ve onun yetiştirmek istediği gençlik ortamında heyecanlar akıl ve mantığı tepeler.

Spor fanatizmi holiganlar arasında heyecana çok sık rastlanır. Çıplaklık ve uyuşturucu mafyasını besleyen bu yalan medya, heyecan yükü fazla olan komplekslerin gelişmesi, açılması, boşalması için uygun bir ortam açar. Maide: 41. Dînî cemaatleşmelerin yeşermesine fırsat verilmeyen ve onların da seçilmiş yöneticilerinin güdümünde yeni bir şahsiyet, yeni bir kimlik belirlemelerinin kıskanıldığı toplumlarda bu cinselliğe, çıplaklığa, aşırı taraftarlık hislerine aşırı eğilimleri olması iyi bilindiğinden gençliği yönlendirirler. Bu zaafından yakalayıp istenilen iyi-kötü amaca sürüklerler. Yönünü bulamayan bu heyecanlar geride sadece fikirsiz bir sürü insan, heyecansız bir topluluk bırakır.

10 *Bu seçilmiş yöneticilik karşı tragedya ve yalan medya demektir. İnsanın özgür iradesiyle boş zamanını değerlendirme ilahlarını ve ilahelerini seçip toplumun başına getirirler. Sözde Kitaplılar yalan medyanın o boyalı, tröstlerinin ellerindeki basın organlarını ve reting yapan TV kanallarını pop-şarkısıyla, maçları ve sinema-tiyatrosuyla bir bütün olarak, kendinden geçercesine kulak tutar. 1980'li yıllarda üniversite gençliği arasında yapılan ankette, yüksek tahsil gençliğinin % 60'ını seks bunalımının tehdit ettiğini ortaya koymuştur. Çıplaklık yüzünden cinsî arzularını yenemediklerini, kız-erkek karışımı eğitim ve eğlence yerlerinin mantar gibi her yerde bitmesinin de bu sosyal âfette rol aldığı vurgulanmıştır. Aynı gençliğin % 17'sinde genel huzur eksikliği, geleceğine güvensizlik duygusu görülmüş, gelecek endişesi sadece % 6'sını ilgilendirmiştir. Kızların % 2'si ve erkeklerin % 7'si evlenme kaygılarının olmadığını belirtmişlerdir.

ŞEYTAN EGEMENLIĞI VE ÂDEM’İN DÜŞÜŞÜ

“Nitekim ta başta Adem'e güzel-çirkin sosyal yapı ilahî mesajı vermiştik. Ne var ki görevi ıskaladı. Biz onda yaratılışa uygun kararlılık bulamadık. Hani meleklere: "Adem'e üstünlüğünü kabul anlamında secde edin" demiştik. Derhal hepsi secde ederken sadece İblis yanaşmadı. Bunun üzerine: "Ey Adem! Unutma ki bu İblis sana ve hanımına karşı azılı düşmandır. Sakın ola ki ikinizi o cennetten çıkarmasın; o zaman kötü karakterli şaki olursun. Unutma! Acıkmaman ve kendini çıplak görmemen o cennet için geçerli; susamamak ve sıcaktan terlememek de..." dedi.18 Ne yazık ki şeytan aklını çelip: "Ey Adem! Ölümsüzlük ağacına ve hiç gitmeyen bir egemenliğe varma çaresini sana göstereyim mi?" dedi. Derken ondan yer yemez namus imgesi cinsel ayıplıkları beliriverirken üstlerini cennet yaprağı türünden bir şeyle örtüverdiler. İşte Adem, Rabbine karşı bayrak açıp esemesiz oldu...: "Hep birlik oradan yere düşüp birbirinize şiddet kullanacaksınız.19 (Tâ Hâ: 115-124)

18 *Tevrat'ta "hayat ağacı" ve "iyi-kötü değer yargısı ağacı" olarak tanıtılmasından, dünyayı tapar gibi seven, ölümsüzlüğe bu ağaçtan yemekle ulaşılacağını tek dâva olarak gösteren şeytana kulluk anlatılmaktadır. Gençlerin ölüm sonrası diriliş ve Allah korkusu öneren din ağırlıklı toplumsal örgütlenme yerine hoppalığı, çıplaklığı ve kadının cinselliğini dâva konusu eden sivil halk örgütlerine katılmalarını devrim ilkelerine koyan ve onu öneren şeytanı tek önder edinen zihniyeti hedef alınmaktadır.

Önce Havva Anamızın yemesi, sonra da Adem Babamıza telkin; kadının dünya hayatında erkeği yönlendirici; karım köylülüğünü ve yuvayı dişi kuşun yapmasını, meyhane, disko vb içkili STÖ' lerinde moral hocası gibi etkili olduklarını sembolize etmektedir. Yani "yasak ağaç" medyatiktir.

19 *Burada Nuh öncesi dünyada birçok Âdemler ayıklandığını, kılavuzluk edebilecek insan; Âdem'in seçildiğini anlamaktayız. Bu karanlık dönem milyonlarca yıl sürdürülmüştür. Elde edilen etnolojik bulgular pek çok Âdem denemeleri yapıldığını göstermektedir.

ZAKKÛM AĞACI

“İşte konukluk ikramı olarak onu düşlemek mi daha hayırlı, yoksa dünya lüksü Zakkûm Ağacı mı?10 Zaten onu, kendi canına kıyan zâlimlerin sosyal kontrolü için programlamışız. İyi bilinmelidir ki o dünya lüksü ağaç; Cahîm Cehenneminin dibinde biten bir ağaçtır. Dünyadaki tomurcukları, çok çirkinliğiyle sanki şeytanların başları! Buna göre o dünyacılar, durmadan o ağaçtan yemekte, karınlarını ondan gerdirmekteler. Sonra onun da üzerine, onların kattığı kızgın ateşi andıran bir katkıları daha var. Ardından da tersinme yerleri o Cahîm cehennemidir. (Vâkı’a: 62-68)

10 *"Zakkûm Ağacı, bir sembol, aşkın kavramdır. Dünyayı ve dünyaya dalanları karakterize etmektedir. Dünya cennetinde insanoğlu sıkı sınavdan geçirilirken Allah Taâlâ'nın kötü değerini yükleyip programladığı, sözde kendi karşıtı Şeytanın normudur, Zakkum. İnsanlar Tehame bölgesinde yetişen, dallarını koparan kimsenin ellerine ve bedenine ağaçtan çıkan bir sıvı bulaştığı takdirde bir çeşit deri hastalığına kapıldığı ağacı ona benzeterek ağaca: Zakkûm adını vermişlerdir. Güzel huylu kıza peri, kötü huylu kadına cadı, yüzünden nur akana melek yüzlü ve yüzünde arlanma bulunmayana şeytan denmesi gibi Allah Taâlâ da bu ağacı benzetirken: Cahîmin âyet: 64. ortasında biten ve âyet: 65. şeytanların başları gibi, buyurmuşlardır. Dünyayı seven, hatta tapacak kadar çok seven ve Zakkûm Ağacına ta cennetteyken aynı ilgiyi göstermiş mefkûresiz şakî insanın sosyal normu olarak gözükmektedir.

İNSAN KOZMOGONİSİ

“Andolsun insan kozmogonisini sıvılaşıp insan sesi şakırdayabilen çamurdan; insan karakterine ayarlanmış o başkalaşabilen sıvı çamurdan6 düzenledik. Bilinçli zekâ cinnlerin kozmogonisini... evet onları da ta baştan fotondan7 düzenledik. Şöyle ki Rabbin meleklere: "Kuşkusuz Ben sıvılaşmış insan çamurundan; o amonyaklaşıp başkalaşabilenden8 et-kemik insan kozmogonisini varedeceğim. Buna göre iskeletini düzenleyip zaman enerjisi ruhumdan birazını içine üflediğimde: "Siz melekler, kalfalığını takdir etme anlamında ona secde edip çıraklığınızı biliniz" dedi. (Hıcr: 26-29)

6 *Adem AS kozmogonisini parçalara ayırmayıp bir bütün olarak kavramaya çalışan "insan kozmogonisi" üzerinde; bu "Salsâl" ve "Hame' " kavramları üzerinde etimolojik değil, felsefî anlamda biraz durmamız gerekmektedir. Eski Türk kozmogonisinde sonsuzluk kavramı, "bengü taş"; "sonsuz taş olarak geçmekte, Tanrının değil de yalnız Taşın sonsuz olduğu anlatılmaktadır. Bu taş, burada "Salsal" veya "Hame'" ile ilişkilendirilemez mi? Daha yakın zamandaki kozmogonilerin yabancı dinlerce etkilenmesi; kadına verilen Aywa isminin kanıtladığı gibi, Musevî-Hıristiyan dinince etkilenmiş olması bizi büyük yerel yaratıcı efsanelerin olmadığını düşünmeye sevk etmektedir. Aywa isminden "Orhon'un Doğuşu'ndan sonra, insanların doğuşu ile ilgili olduğu sanılan en eski hikayede söz edilmektedir. Yani ya kutsal kitaplardaki "insan kozmogonisi", eski kavimlerin yaratılış destanlarından esinlenilerek sonraları yazılmış veya eski kavimler kendi yaratılışlarını kutsal kitaplardan esinlenerek destanlarını oluşturmuşlardır. Bakınız şu destan alıntıları "Salsal" ve "Hame' " kavramlarını nasıl betimlemektedir: "Kara Dağ'ın; Kara Tag'ın bir mağarası sular altında kalmış ve bir çukur çamur ile dolmuşken sıcağın da etkisiyle çamur kurumuş ve ilk insan, Ay Atayı "Ayın Babası"nı yaratmıştır. Kırk yıl sonra yeni bir taşkın, karısı Ay-wa'nın doğuşunu sağlamış" denmektedir. Kıpçak geleneğine göre ilk erkek Ay Atam'ın "Ay Babam"ın aslı güneş tarafından ısıtılan bir kil parçasıdır" denmekte ve Kur'an geleneğinden değil de eski Altay kökenli insan kozmogonisinde geçen "mağara, su, güneş ısısı, erkil ay" motifli destanlardan yararlanılmaktadır.

Değerli Okurlarım,

Basımı üzerinden iki yıl geçen “Bilgi Toplumuna Doğru Kur’an-ı Kerim Meal-Tefsiri” adlı eserimizi tanıtan bu kitapçık görüşlerinize sunulmuştur.

Benzerlerinden tamamen apayrı bir görünümde çizgisi yenilenmiş ve İçinden seçme metinler; özellikle yüksek öğrenim gençliği ve öğretim üyelerinin ilgisini çekecek temel konular, kitapçık biçiminde yayınlanmaktadır.

Artık İslam dünyası, 21. yüzyıl elektronik çağında, “İlim-Din-Felsefe” üçlüsünü, bir bütün olarak yeni çizgisiyle görmek istemektedir.

Bu yeni çizgi; bilim çevreleri ve mezhep-din mensupları arasında hoşgörüyü esas almıştır.

İşte bu yeni çizgiyi dile getirecek çalışmaların, ilki meal-tefsir bütün-lüğü içinde 16 sayfalık seri broşürlerde bir kaç temel konu görüşlerinize sunulmaktadır.

Adı geçen meal-tefsirimiz, “www.2001yayinlari.com” adlı internet sayfasındadır. e - maillerinizle eleştirilerinizi ve ilgilerinizin devamını da beklemekteyiz.




 
SİPARİŞ VER

Kitaplarımızdan temin etmek isterseniz tıklayınız


ANKET
Lütfen
anketimizi oylayınız.


Hz İsa, Hz Adem ile cenetten kovulan ervah arasında olmadığından mezarı yok. Öyleyse Hz İsa insan mıdır?
a- Hz Adem soyundan insandır.
b- Allah'ın Kelimesi melek-insandır.
c- Göklerde yaşar melektir.
d- İnsanüstü zekadır.

ÇOK OKUNAN 5 YAZI
Yazı Hit
2001 YAYINLARI VE SALİH PARLAK 4087
FATİHA SURESİ 2933
SEBE' IRKI VE GEZEGENLERDEN SÜRGÜN 2611
KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER 2417
BİR AKADEMİK MEAL - TEFSİR 1604

ZİYARETÇİ DEFTERİ
Deftere Yaz Defteri Oku
62 mesaj var.