2009 DÜNYA ASTRONOMİ YILI OLACAK
Galileo teleskopunun 400. yıldönümü Dünya Astronomi Yılı olarak kutlanacak. "Evren Sizi Bekliyor" sloganı dünya çapında, özellikle çocuklar ve gençler arasında, anne-babaların ve öğretmenlerin de katılımıyla astronomiye olan ilgiyi canlandıracak.
Yıl boyu bilgilendirici ve katılımı sağlayıcı etkinlikleri, Türkiye'de Türk Astronomi Derneği (TAD) üstleniyor. İlginç ve bilgilendirici katılımın; amatör astronomi kulüplerini, öğrenci topluluklarını, halkı özellikle de çocukları ve gençleri kapsaması amaçlanıyor.
Köşetaşı Projeler, astronominin topluma sevdirilmesi, özellikle gençlere öğretilmesi gibi, ana amaçlara ulaşılmasını sağlayacak.
"Yer ve Gökbilimlerinin Bugünü ve Yarını" adlı sempozyum, "Yıldızlar Altında Bilim Kampı" ve "Yıldızlara Doğru Gökbilim Okulu" çalışmaları gerçekleştirildi. "Dünya'dan Evrene Bakış" başlıklı sergiler DAY2009 boyunca tüm dünyada açılacak.
"Geceleyin Dünya", yıldızlar, gezegenler, Ay ve gökyüzü olayları eşliğindeki fotoğraflarının toplanmasını ve sergilenmesini amaçlıyor.
Atmosfer demek, uzay demek… Uzay, dinimize göre yedi katmandan oluşmaktadır. Biz insana göre en alt katmanda Güneş sistemi bulunurken yedinci en üst katmanda da Sidre-i Müntehâ bulunmaktadır.
İçinde bulunduğumuz en alt katman; şimdilik 114 elementli atom dünyası olurken, en üst katman ruha yakınlığı dolayısıyla dalgalar mekaniğinden ibarettir.
Samanyolu, gözle görülen madde katmanıdır ve Güneş sistemimiz bu gökadasının içindedir. Işık özelliği olmayan, ancak radyo dalgaları biçiminde dalga mekaniğiyle anlaşılan kuasarlar katmanı da vardır; bunların tümü astronomi içinde değerlendirilir. Ama bugünkü astronomların uzayı, teleskoplarla görüntülendiğimiz Samanyolu’ ve Andromeda gibi yakın gökadaları ve takımyıldızlarıdır. Işıkötesi dalga özelliği gösteren uzak gökadaları ve kuasarlar, ancak radyo teleskoplarla sezinlenebilir.
Elbette bu yıl boyunca, sempozyum ve panellerle vb uzayın derinliklerine gidilmeye çalışılacak, daha geniş astronomik bilgiler verilecektir.
Kur’an-ı Kerimde Astronomi:
Aslında Kur’an-ı Kerimde gerçek astronomi verileri işlenmektedir. Ama hiçbir müfessir böyle konulu bir tefsirden yana olmamış ve en son kâinat teorilerini tefsir etmemiştir.
Astronominin ana çıkış alanı semâvât-arz ikilisidir. Kur’an-ı Kerimin yedi âyet-i kerimesindeki kâinat, altı günde yaratılmıştır. Belki de Samanyolu son iki günde oluşmuştur.
Dilimizde Kehkeşan veya hacılaryolu olarak bilinen galaksi; gökkubbeyi bir büyük daire boyunca saran, açık gecelerde gökyüzünde boydan boya görülen, milyonlarca yıldız ve gaz bulutundan oluşmuş donuk ışıklı kuşak; Samanyolu’dur.
Samanyolu, Necip Fâzıl’ın Sakarya şiirinde şöyle kullanılmıştır:
Kehkeşan "şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu an;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!"
Samanyolu gökada galaksisidir ve merkezi yaklaşık 80.000 - 100.000 ışık yılı olarak hesaplanmıştır; 400 milyar yıldız barındırdığı varsayılmaktadır.
Bizim galaksimiz Güneş sistemi de Samanyolu gökada galaksisindedir.
Uluğ Bey Gallie'den 500 yıl önce bu tür bir çalışma yaparak Gallie'den daha iyi bir tahminle dünyanın güneş etrafında dönüş süresini hesaplamıştır.
Hem hükümdar, hem de matematikçi, astronom, tarihçi ve şair olan Uluğ Bey; el-Kâşî, Kadızade Rûmî, Ali Kuşçu gibi bilginleri sarayına topladı. Medrese ve rasathanesini büyüttü ve yeni aletlerle donattı.
Ölümünden sonra Medrese dağıldı, unutulan Medrese 18’inci yüzyılda hububat deposu olarak kullanıldı. Ülkesi bir karışıklıklar, ayaklanmalar, yıkımlar zinciri oldu.
İşte Kur’an-ı Kerime göre Arş-Arz arası kâinata astronomi alanı denmektedir ve Kur’an diliyle “altı Gün”de yaratılmıştır.
“Allah gökleri, yeryüzünü ve ikisi arasındakileri altı jeolojik günde vareden, sonra da Arşın üzerinde istiva eden Güçtür… Şöyle ki O, önce yürütme planını gökten yere doğru biçimlendirir, sonra da ölçüsü; matematik sayı sisteminize göre, bin ışık yıllık bir sürede, Ona döner” ELM Secde Sûresi: 4-5.
Günümüzde bazı tefsircilerin bu “altı gün” olayını hiç ağzına almak istemediğini ve inkar derecesinde uzak kaldıklarını görüyoruz.
Astronomi yılı düzenleme, din dışı kuruluşların ilgilenmesinden önce dinî cemâatlerin ilgisini çekmesi gerekmektedir. Tefsir kitaplarımızda astronomik bir düzenleme bulunmamakta, bütün bilgi rastgele; her astronomik âyet-i kerimede birbirinden kopuk bilgi verilmektedir. Âyetler; “astronomi ve kâinat teorileri” başlığı altında bir araya getirildiklerinde, Batılı bilim çevrelerinin dalgalar mekaniği alanına kadar taşıdıkları astronomiye çok katkıda bulunulacaktır.
Çünkü ta Âdem Peygamberden beri astronomi, inanan insanların dikkat konusu olmuştur. Hz İdris ve Hz İlyas, ölümsüz peygamberliklerini bu astronomi alanında yaşamışlardır. Hz İbrahim, Rabbinin bazı âyetlerinin kendisine gösterilmesi için öte astronomi alanındaki melekût âlemine yükseltilmiştir:
“Yine biz İbrahim'e göklerin ve yerin gaybî yönetimi melekûtünü sezgi gücüyle düşündürüyoruz, bir de gönülden inananlardan olsun...” En’âm Sûresi: 75.
Hz Muhammed SAV, Rabbinin bazı âyetlerinin kendisine gösterilmesi için astronomi alanının da ötesine; Sidre-i Mühtehâ ötesine miraç etmiştir:
“Kul eşliğinde kulunu, âyetlerimizin birazını göstermek için, Mescid-i Haramdan; avlusunu sanallaştırdığımız Mescid-i Aksa'ya kadar, özgün olarak ağdıranın ilahî düzeni ne muhteşem!” İsrâ’ Sûresi: 1
“Sen olmasaydın, evet sen olmasaydın Ya Muhammed; bu astronomi alanı kâinatı yaratmazdım”. Hadis-i kudsi.
Bizim tefsir kitabımızın farkındalığı:
İşte bu âyet-i kerime meallerinin yorum farklılığından da anlaşılacağı gibi Rabbinin âyetleri konusunu en son gelişen bilimsel açıklamalarla gündeme getirdiğimiz “Bilgi Toplumu için Kur’an-ı Kerim Meal-Tefsiri” adlı tefsir kitabımızın 2009 DAY münasebetiyle tanıtılması ve okutulması, astronomik açıklamalar düzeyinde sempozyumlar ve seminerler vb düzenlenmesi İslam âlemi için ve özellikle Türkiye’mizin geleceği için çok yerinde bir karar olacaktır.
Bu yıl münasebetiyle Big Bang olarak anılan Büyük Patlayışın ve kâinatın ilk saniyelerinin araştırma konusu yapılmasıyla Yaradılış konusu önündeki karanlık noktalar biraz daha aralanacaktır.
Salt bilimsel açıdan bakıldığında sistem gereksiz yere karmaşık olduktan başka tutarsızdı. Bizim yorumlamalarımız felsefedeki “Ukûl-i Aşere”, tasavvuftaki İbn Arabî’nin “vahdet-i vücûd” ve Einstein’in görecelik yasası ile uyum içindedir. Bizim tefsir çalışmamız bir bakıma Ehl-i Sünet açısından, Kopernik’in çıkışını sergilemektedir. Benzetme yerindeyse, tefsir çalışmaları baş, gövde, el ve ayak gibi her parçası başka bir yerden derlenmiş bir heykelin acayip görüntüsünü sergiliyor.
Bizim meal-tefsirimizin tefsir bölümünde Samanyolu:
Yâ Sîn Sûresi: 40, Sâffât Sûresi:6. Fussılet Sûresi: 9, Kâf Sûresi: 6, Zâriyât Sûresi: 47, Kamer Sûresi: 12, Vâkı’a Sûresi: 75, Cinn Sûresi: 4, Nebe’ Sûresi: 21, Tekvîr Sûresi: 1, İnfıtâr Sûresi: 3, İnşıkak Sûresi:1. âyet-i kerimelerinde genişçe ele alınmıştır.
Astronomide Kâinat Teorilerinin Gelişimi:
Aristoteles fiziğini temele alan iyi bir matematikçi Batlamyus kuramında evren küreseldir ve Yer bu evrenin merkezinde hareketsiz olarak durmaktadır. Hıristiyan kilise resmî inançları doğrultusunda, dairesel yörüngelerde ısrarcı davrandı.
Ona göre, gökyüzü yıldızların "çakılı" olduğu dönen bir küreydi; dünya bu kürenin merkezinde sabit bir konuma sahipti; çevresinde ay, güneş ve gezegenleri taşıyan iç içe bir dizi kristal küre vardı.
Rönesans'a kadar geçerliliğini korumuş ve kilisenin desteğini almış olan bu model Kopernik Devrimi ile son bulmuş ve Güneş merkezli evrene çevirmiştir.
Protestan liderler daha baştan Kopernik'i kınama yoluna gitmiş; Luther şöyle diyordu: "Bu budala, astronomi bilimini altüst etme sevdasındadır. Oysa kutsal kitap arzın değil, güneşin döndüğünü bize bildirmiştir.... Bir yeni yetme astrologa halk kulak versin, olacak iş mi?"
Kopernik mistik eğilimlerine karşın bir astrolog değil, gerçek bir astronomdu. Kopernik'e göre Güneş evrenin merkezinde sabit bir yerde hareketsiz halde duruyor, gezegenler onun çevresinde dolanıyor ve daha ötelerde de Güneş gibi hareketsiz duran başka yıldızlar bulunuyordu. Daha sonraları Güneş'in evrendeki sayısız yıldızdan yalnızca biri olduğu ve tüm bu yıldızların gezegenler ile birlikte uzayda sürekli hareket ettiği ortaya çıkarıldı. Kopernik’in sonsuz kâinat teorisini Kepler (1571-1727), sonlulaştırmış ve sınırlarını belirlemeğe çalışmıştır.
En önemli bilim adamlarından Galileo, klasik mekaniğin temellerini kurmuş, Güneş Merkezli Astronomi Sisteminin fiziğini geliştirmiştir. Galileo’nun üstü kapalı olarak ifade ettiği, Newton’un ise formüle ettiği Eylemsizlik Prensibine göre, hareket cisimde bir değişiklik yapmaz. Galilei, teleskopu astronomik amaçla kullanan ilk bilim adamıdır. Astronomide birçok önemli keşif yaptı. Jüpiter’in dört uydusunu ve birçok yeni yıldızı keşfetti. Ay’ın yüzeyini inceledi. Güneş lekelerini keşfetti. Venüs’ün evrelerini keşfetti. Samanyolu’nun çok sayıda yıldızdan ibaret olduğunu kanıtladı.
Galileo’nun mekanik kâinat teorisini Newton geliştirmiştir.
Dalgalar mekaniğini geliştiren Maxwell mekanik kâinat teorisini rafa kaldırmış, Büyük Patlayış’ın ilk saniyelerindeki kâinat teorisine kapıyı aralamıştır.
Babillilerin göksel nesnelerin devinimlerine ilişkin gözlemleri ünlüdür. Eski Yunanlıların astronomide büyük ilerleme kaydettikleri de bilinmekteydi.
Bir kâinat tasviri de R. Descartes (1596-1650) tarafından hazırlanır. Bu, kâinatı niceliğe göre izah çabası, zihni de kapsamına alır. Onun da işleyişini beyindeki merkezler yoluyla, makine sistemiyle yaptığını izah eder. Böylece canlıların işleyişi, hareketi de tamamen mekanizme, otomasyona indirgenir.
Newton, kendi görüşünü ortaya koyarken, derinlere indikçe insanı ilahlaştırma gibi bir tıkanıklığa gitmektedir. Vahdet-i Vücûd..
Max Planck 1900’da enerji'nin, Albert Einstein 1905’te ışığın paketçiklerden oluştuğunu, yani süreklisizlik gösterdiğini bir varsayım olarak kullanmak zorunda kaldılar. De Broglie 1923'te, ışığın hem dalga hem de parçacık karakteri olmasından esinlenerek, vahdet-i vücûd teorisinde olduğu gibi, aslında bütün madde çeşitlerinin aynı özelliği gösterebileceğini önerdi.
Ne var ki, Newton'dà ilk yaratıcı, madde yahut hareket değildir. Tanrıdır. Ancak bu
Tanrı, ilk yaradılıştan sonra evrene bir daha müdahale etmemiştir. Tüm evrene hakiki prensipler, kanunlar bu ilk yaratılışla var edilmiş, tayin edilmiş ve bırakılmıştır.
Newton büyücülerin sonuncusu, görünür ve zihinsel evreni, yaklaşık 10.000 yıl önce entelektüel mirasımızı kurmaya başlayanlarla aynı gözle gören son büyük beyin idi.
De Broglie, Sidre-i Müntehâ’nın enerji dalgası biçiminde gök katı olduğunu deneyle belirlemiş oldu.
19.yüzyılın sonlarına doğru başlayan fizikteki yeniçağ genellikle “Modern Fizik” olarak adlandırılır. Modern Çağdaki en önemli iki gelişme;
1) Kuantum Mekaniği ve 2) Rölativite Teorisidir.
Bunun anlamı, elektronların dalga özelliklerinin de bulunduğu idi. Bohr’un geliştirdiği atom modeli ile bazı şeylerin açıklanamadığı biliniyordu. Fakat elektronlara dalga özelliği verildiğinde ileri sürülen atom modeli daha da anlamlı oluyordu.
Elektronlar çekirdek etrafında herhangi bir yörüngede olabiliyorlardı. Madde dalgası
da bu yörüngeler etrafında, sayısı kesin dalga boyları biçimindeydi.
Saîd-i Nursî’yi yorumlayan Mahmut Özdağ der ki:
Ona göre mahluk alem iki temel yapı ile ayrışır: Cismani; olgusal, dünyevi alem... Işık nuraniyetinde uzanan, parçacıkların farklı şekillerde örüntülenmesinden oluşan partiküler alem....
Bunun karşısında, özünde veya derinlerinde manevi olan; mekan-zaman dışı; meleküti, berzahi, misalî vs. alt bölümlerden oluşan alem. Bediüzzaman’a göre meleküti alemler fizik alemin içinde veya yanındadır.
Dr. Rıdvan Ziyaoğlu der ki:
Bediuzzaman’a göre akılsız, şuursuz, kör zerrelerin birbirleriyle böylesine bağımlı, böylesine sistematize ve olağanüstü işleyişleri kendi kendilerince ve yine kendi yapılarının örgülenmesinden oluşturulan tabiatça gerçekleştirilemez.
Bediüzzaman’ın Newton’un tıkandığı noktadan ötesine giderek; insan-Allah, insan-kainat ilişkilerinde Kur’an kökenli yaklaşımı şöyledir:
Diyanet İşleri Başkanlığının Rolü:
Bugün kozmoloji, Genel Görelilik Kuramı üzerinde yükselmektedir. Kara delikler, büyük patlama; big bang ya da çekimsel dalgalarla ilgili araştırmalar, Einstein'ın 1907-1916 yaptığı çalışmalar sonucunda açtığı yolda ilerlemektedir.
Bizim tefsirlerimizde halen işlenen Aristo’nun Ayaltı-Ayüstü kâinat anlayışı kendisini yenileyememiştir. Kâinat teorisiyle ilgili hiçbir ciddi inceleme ve araştırma söz konusu olmamıştır.
Tefsir, kendisini yenileyen bir bilim dalıdır. Astronomi yılında, din akademisyenlerinin ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın düzenlemeleriyle çok ciddi bilimsel tartışmaların gerçekleştirilmesi yararlı olacaktır.
Tefsir çalışmaları, uluslar arası platforma açılması ve tefsir kitapları ele alınarak astronomi konusunda dinimizin bilim çevrelerine ışık tutması gereklidir. Bizim hazırladığımız meal-tefsir bu konuda öncülük edebilecek donanımdadır.
Tefsir kitaplarımız sadece ilgili âyet-i kerimeler geldiğinde, birkaç dil çalışmaları ve Asr-ı Saâdet döneminde, özellikle eski Çin, Hint ve İran çıkışlı anonim ve destanımsı bilgileri izleyen birkaç Arap gezginin notları esas alınarak yorumlanmışlardır.
“İlim Çin’de de olsa alınmalıdır” buyuran Hz Peygamberimizin sünneti Batılı bilginlerin açıklamaları eşliğinde geliştirilmelidir.