E-Posta
info@2001yayinlari.com
salihparlak@2001yayinlari.com
| DUYURULAR |
|
2. baskı Kur'an-ı Kerim Meal-Tefsiri'miz çıktı
1. Baskı Meal-Tefsirimizdeki bazı yeni ve yabancı kavramlar biraz fazla eleştirilmişti.
Meal-Tefsirimizin 2. Baskısında, özellikle bu alışılmamış kavramlar meal metninden çıkarılmıştır.
Dipnot bölümünde değerlendirilmişlerdir.
Bazı ayet-i kerimelerin 1. baskıdaki tercümesi biraz karışık gözükmekteydi. farkedilen bu karışık anlamlar, 2. baskıda yeniden düzenlenmiştir.
1. baskıda uzun ve anlamsızlaşan cümleler farkedilmiş, yeniden değerlendirilmiş, parçalanarak akıcılık sağlanmıştır.
1. baskıda meallerdeki açıklayıcı ve anlamsız uzatmalara neden olan bazı sözcükler, 2. baskıda çıkartılarak meale daha kolay anlaşılırlık ve sadelik sağlanmıştır.
*
* *
BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ
Artık
BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ
adlı kitabımız yayınlanmıştır.
Biz, bir toplum içinde yaşarız; öyleyse sosyal yaratığız ve sosyalleşmek zorundayız.
Biz, "Ümmet-i Muhammed" olmakla övünürüz; ama ümmet olabilmek ve toplum içinde sosyal bir organ olabilmek için bazı temel özellikleri yaşatmamız ve taşımamız gerektiğini unutmuşuz.
Resûlüllah'ın AS ümmetiyiz. Bu doğru! Amma Resûlüllah AS da beşer olarak fânîdir ve göçmüştür.
Her çağda o çağın insanı bir "Yaşayan Resûl" ve "Yaşayan İmam" aramalı ve bulmalıdır. O İmam'a kılavuzlanmak ve bir onunla âidiyet içinde olmak farz-ı ayndır.
Yaşayan İmam olmadan, ümmet olunmaz ki!
Resûlüllah SAV de beşerdir ve beşer olarak fânîdir ve dünyadan göçmüştür. Ümmetine "Kitap" ve "Sünnet"ini emanet etmiştir.
Her çağda, bu emâneti taşıyan, kılavuzluğunu yapan ve kendini Asr-ı Saâdet döneminde yaşatan "Büyük Adamlar" zincirinden bir zâtı seçmek ve ona tabi olmak ve o zâtı örnek almak ümmet olmanın ön koşuludur ve farzıdır.
Öyle bir zatı örnek almadan ve ona tabi olmadan ümmet olmak mümkün değildir.
İşte bu sosyalleşmeye, "cemâatleşme" denmektedir.
Bir cemâatin üyesi olmadan ümmet olmak nasıl düşünülebilir?
Allah CC, sosyalleşmemiz için üç büyük tatil anlayışını ve dinî ritüelini bizlere farz kılmıştır.
a) Birincisi Cum'a Günü tatilidir.
b) İkincisi mevsimlerin içine yayılmış "Haram Aylar"dır.
c) Üçüncüsü de yıllık tatil olan "Hacc" mevsimidir.
İşte bu kitapta bu üç tatil gerçeğinin araştırılmasını bulacaksınız.
*
* *
Nasıl Bir Kader Anlayışı
"BİLGİ TOPLUMUNUN KADER ANLAYIŞI"
adlı kitabımız yayınlanmıştır.
Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir.
Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kader tartışması vardır.
Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir.
Kader gerçeğinin, modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır.
Kader konusunu beyinlere, özellikle genç beyinlere öyle nakşedeceğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin.
Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin.
Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta görmüş olsun.
Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, hayır-şerr yargı düzeninin hidayet-dalâlet ikilisi biçiminde nasıl özetlendiğini bulacaksınız.
Bu kitapta; iyi sosyal düzeni de, kötü sosyal düzeni de kuran siyasî iradenin karizmatik halk kahramanını "Kurtuluş Savaşı"na taşıması için siyasî Müslüman'ın oylarıyla desteklemesi gerektiğini bulacaksınız.
Bu kitapta, ancak o siyasî tercih ile kaderde saîd veya şakî olduğu planlamasının dünya yaşamında kaza edileceğini bulacaksınız.
Evet bu kitapta, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da, evet; bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız.
Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.
Yine bu kitapta; Hz Ali-Muaviye çekişmelerinde, siyasî iradeyi, hayır-şerr sosyal düzeni için "Kurtuluş Savaşı" verme konusunda nasıl kullandıklarını bulacaksınız.
Bu kitapta, karşıt iki, iyi-kötü karizmatik halk kahramanı savaşında kader planlamasının nasıl kazaya dönüştüğünü göreceksiniz.
Yine bu kitapta, Şîa'nın "Oniki İmam Hareketi"nin kader konusunda ne anlam belirttiğini göreceksiniz. Hz Musa'nın, Hz Îsâ'nın ve Hz Muhammed'in "kendini ifade etme özgürlüğü" ve özel yetisi konusundaki karizmalarını da yeni bir anlayışta okuyacaksınız.
Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.
Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.
"Bilgi Toplumunun Kader Anlayışı" adlı kitabımız yayınlanmıştır. Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir. Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kade vardır. Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir. Modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır. Kader konusunu beyinlere, özellikler genç beyinlere öyle nalşedeğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin. Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin. Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta göreceksiniz.
Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız. Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.
Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.
Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.
*
* *
|
|
|
| Aktif
Ziyaretçi |
1
|
| Bugünkü
Ziyaret |
389
|
| Toplam
Ziyaret |
281601
|
|
|
|
|
Geri
Dön
HARAM AYLAR'IN ANLAMI
RAMAZAN ETKİNLİKLERİ |
Ben Ramazan'ı farlı anlamaktayım. Bu farklılığı: "Cum'a tatili-Haram Aylar-Hacc" üçlüsünün birbirinden koparılamayacağı gerçeğinden yola çıkarak almaktayım.
Benim anladığım kadarıyla Ramazanda önem vereceğimiz değerler, Iftar Sofraları ve Teravih etkinlikleridir.
Eski Ramazanlar İftarlar Nasıldı? Türklerin Ramazan Geleneklerinden En Güzel Örnekler.. Osmanlı Devletinde Ramazan-ı şerif..
Hatıralarla iftar sofrası
Ramazanın ilk gecesindeki sahur yemeği çok önemliydi. Çocuklar bile bu manevi havadan tat almaları için, Ramazan davuluna eşlik eden manilerle, tatlı uykularından uyandırılıp sahura kaldırılırdı. Sahurda yenen yemekler iftarda yenen yemeklere oranla daha hafiftir. Anadolu’da ve Rumeli’de
sahur yemeklerinde ekseri gözleme ve börek yerlerdi. Kadınlar gece hamur yoğurur; gözlemeleri, börekleri sofraya taze taze getirirlerdi. İstanbul’da sahurda pek börek yenilmezdi. Sahur sofralarına kazandibi çöreklerle, kaşar peyniri, gerdan ve dil söğüşü konurdu. Bir akşam pilav, bir akşam taygan denilen makarna pişerdi. Herkes birer kase yoğurt, birer tas hoşaf veya şerbet içer, pilavı ve makarnayı yedikten sonra niyet ederdi.
Ramazan sıcak pidesiz olamaz
İftara yakın sıcak sıcak taze ramazan pidesi almak için bunları çıkaran fırınların önünde kuyruklar görülürdü. Bazı meraklılar, yumurtalı pide için günlük yumurta tedarik ederek fınncıya verir ve bunu firma atılacak pideye gözlerinin önünde sürülmesini isterlerdi.
İftar davetlerinin ramazan ayının on beşinden itibaren başlaması adetti. Bu vesile ile zengin ve “kübera” konaklarında rekabet halinde muhteşem iftar ziyafetleri düzenlenirdi.
Sofrada, başta iftariye denilen ve oruç açmaya yarayan çerezler yer alırdı. Hurma, zeytin, yeşil zeytin, sele zeytini, beyaz peynir, kaşar peyniri, Çerkeş peyniri, kaşkaval peyniri, dil peyniri, kaymak peyniri, tulum peyniri, gül reçeli, mürdüm reçeli, ayva reçeli, vişne reçeli, kayısı reçeli, çilek reçeli, incir reçeli, şimdi unutulmuş olan asmakabağı, frenk üzümü, ceviz, patlıcan reçelleri, tütünlük pastırma, kuşgönü pastırma, kıraç pastırması, ev sucuğu, salatalık turşusu, karanfilli soğan turşusu, kebereli patlıcan turşusu mevsimine göre şöyle akla ilk gelen iftariyeliklerdi.
Ama oruç, kısa bir dua ve besmeleden sonra mutlaka Kabe’den gelmiş Zemzem ile açılırdı. Sofrada herkesin önüne kristal kadehlere yarıya kadar bu kutsal sudan konulur ve iftar topuyla ezan sesi duyulur duyulmaz eller bunlara uzanırdı. Arkasından bir hurma alınır ve sonra sıra keyfe ve zevke göre öbür iftariyelere gelirdi. Bu iftariyelere ise, o devrin deyimiyle “gül kokulu” mis gibi sıcak ramazan pidesi eşlik ederdi. Böylece oruç keyfiyle sararmış benizler renklenir ve süzülmüş gözlere fer gelirdi.
İftariye faslı sona erince, tiryakiler cıgaralarına tüttürür, veya enfiyelerini çekerlerdi.
Padişaha Yumurta-yı Hümayun
Yemek, mutlaka çorba ile başlardı. Et veya tavuk suyuna şehriye, yahut hindi derisiyle hafif sirke ve sarımsaklı tuzlama çorbasını “Yumurta-yı Hümayun” takip ederdi. Topkapı Sarayı terkedilip padişahlar Dolmabahçe Sarayı’nda veya diğer dış saray yahut mevsimlik köşklerde oturdukları zamanlarda bile Kadir geceleri mutlaka Topkapı Sarayı’na gelip burada iftar ederek yatsı ve teravih namazlarından sonra yapılan Kadir Gecesi dua törenine katılır ve bazen de o gece orada kalırlardı. İşte, Topkapı Sarayı’ndaki iftarda padişaha Yumurta-yı Hümayun ikram edilmesi ve onun bunu yemesi Osmanlı hanedanı geleneklerindendi. Bunun için evvela halka halinde kıyılmış soğan Halep yağında öldürülür derecede kavrulur, sonra ince dilimlenmiş tütünlük pastırma ilave edilip biraz da su katılarak pişilir, yeteri kadar şeker ve sirke ile de bir iki taşım kaynatıldıktan sonra açılan yuvalara günlük yumurta kırılıp kapağı kapatılarak kaskatı olmayacak derecede pişirilirdi.
Bundan sonra sıra çöp veya fırın kebabı, kıymalı veya peynirli yahut ispanaklı kol, yahut da bohça böreği, ya da talaş kebabına geljrdi. Bunu ise elmasiye, muhallebi, güllaç gibi karışık hafif (!) sütlü tatlılar takip ederdi. Bundan sonra ekşili bamya gelirdi ki bu, yemekte birinci turun bitip ikinci turun başladığına alametti.
İkinci tur, tavuk veya hindi fırını ile başlardı. Bunlar, fıstıklı, üzümlü, kestaneli ciğerli, katılı ve baharlı ala iç pilavı ile doldurulmuş bulunurdu. Bundan sonra bol etli mevsim sebzeli, yine mevsimine göre zeytinyağlı barbunya enginar, imambayıldı, taze veya çalı fasulye vb. yemekler gelir, nihayet ortaya kat kat bıldırcınlı, beyinli halis amberbu pirinçten, mutlaka Vakfıkebir yağı ile pişmiş tepeleme pilav tepsisi gelirdi. İftar ziyafeti geleneksel olarak en sonra “arz-ı endam” eden cevizli, fıstıklı veya kaymaklı baklava ile son bulurdu.
Ramazanlarda balık ve su ürünleri yenmezdi!
Bu genel listenin dışında bazı konakların kendilerine mahsus, başka yerlerde pişmeyen sürpriz yemekleri vardı, şimdiki gibi bol bol bulunmayan turfandalar, neşelere neşe katardı. Süt kebabı, fıstıklı hayderî, taze fasulye buranîsi, sütlü yumurta böreği, sarma tavuk, kaymaklı ayva şekerlemesi, acı tatlı vb. bu sürpriz yemeklerdendi ve hazırlanışları o konağın aşçı başısına ait bir sır olup öbürleri ne kadar uğraşsalar aynı lezzette olanlarını yapamazlardı.
Çeşitli mevsim meyvaları ile turfanda meyvalar, iftar sofralarının son perdesini teşkil ederdi. Şunu da ilave edelim ki “Yumurta-yı Hümayun” her yerde pişirilmeyip daha çok “vükela ve vüzera” konaklarına mahsustu. Çok yerde bunun yerine normal pastırmalı veya ıspanaklı yumurta ikram edilirdi.
“Diş kirası”
Ramazan aylarında dikkat edilen geleneklerden biri, eve gelen misafiri iyi bir şekilde ağırlamak ve misafirin memnun ayrılmasını sağlamaktı. Osmanlı döneminde zengin köşk veya konaklarda iftar daveti verilirdi. Bunun yanında fakir halk içinde de sofralar hazırlanır, çat kapı gelen Allah misafiri içeriye alınırdı. İftarın verildiği köşk ve konak evler, ziyafet evi halini alırdı. Misafirler iftarını edip teraviye gitmek üzereyken, hane sahibi tarafından kadife keseler içerisinde gümüş tabaklar, kehribar tesbihler, oltu taşlı ağızlıklar, gümüş yüzükler diş kirası olarak hediye edilirdi. Fakir fukaraya ise, hane sahibinin zenginliği ve cömertliğine bağlı olarak, gümüş akçe veya altın paralar bir kadife kese içerisinde diş kirası olarak verilirdi.
Ramazan manileri
Sahur’un habercisi Ramazan davulcularının nesilden nesile söyleyerek taşıdığı “Ramazan Manileri” Eski Ramazanlar’ın önemli özelliklerindendir.
Besmeleyle çıktım yola Selam verdim sağa sola A benim ağalarım namazınız mübarek ola.
Akşamdan pilavı pişirdim Gene karnımı şişirdim Ben çok mani bilecektim ama Defteri yolda düşürdüm
Davulumun üstü kırmızı Dün akşam gördüm yıldızı Arkadaşımı sorar isen Camilerde kilim hırsızı
Omuzumda davulum gümlersin Hasta mısın inlersin Hatip’in Fatma’yi mi? Yoksa çerkezin Hacce’yi mi istersin
Eski cami direk ister Söylemeye yürek ister Benim karnim tok ama Arkadasimin cani börek ister
Ahmet ağa uyursun uyursun Uykularda ne bulursun Kalk al abdest kıl namaz Sabahleyin cenneti bulursun
Arnavut’musun Tatar’mısın Ekşili corba yapar misin Ben sana davul çaliyorum amma Acaba sen oruç tutar mısın?
(İstanbul Sohbetleri, İst. 1992, s. 16-19)
Teravih namazı, Kur'an'da zikredilmemekle beraber, çok sayıda hadis-i şerifte kendisinden bahsedilmiştir. Ebû Hureyre'nin naklettiği bir hadis-i şerife göre Rasulullah (sav) efendimiz, Ramazan gecelerini ihya etmeyi teşvik etmiş; bu manada; „Her kim inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan'ı ihya ederse, geçmiş günahları bağışlanır“[2] buyurmuştur. İmam Nevevî, „Ramazanı ihya etmenin, teravih namazını kılmakla hasıl olduğunu“ ifade etmiştir. Bu açıdan bakılınca Efendimiz (as)'ın, „Her kim Ramazan'ı ihya ederse“ sözü, „Her kim geceleri namaz kılarak Ramazan'ı ihya ederse” şeklinde anlaşılabilir.[3]
Nitekim Abdurrahman b. Avf (ra)’ın naklettiği bir hadiste Peygamber efendimiz (as): „Şüphesiz Allah, Ramazan orucunu farz kıldı. Ben de Ramazan gecelerini ihya etmeyi sünnet kıldım. Her kim inanarak ve sevabını Allah'tan bekleyerek Ramazan'ı oruçla, gecelerini namazla ihya ederse, anasından doğduğu gün gibi günahlarından temizlenmiş olur” buyurmuşlardır. [4] Ebû Zer el-Gıfarî (ra)'den de şu nakli görüyoruz: „Allah Rasulü (sav), Ramazan ayının sonuna doğru bazı gecelerde ahsabına, gecenin üçte birini geçinceye kadar teravih namazını kıldırmıştır.”[5]Teravih namazının dayanakları hakkında son iki nakil de şöyledir. Birincisi Hz. Ebu Hureyre (ra)’den: „Rasûlüllah (sav), Ramazan ayında, ashabtan bir grubu, Ubey b. Kab (ra)'ın arkasında cemaatle namaz kılarken gördü ve „Doğru yapıyorlar, yaptıkları şey ne güzeldir” diyerek tasvip buyurdular”[6] nakli gelmiştir. İkincisi ise, Hz. Aişe (ra) validemizden: „Allah'ın elçisi ne Ramazan’da ne de diğer zamanlarda on bir rekattan fazla namaz kılmazdı. Dört rekat namaz kılardı ki, güzelliği ve uzunluğunu anlatamam! Nihayet üç rekat daha kılardı. Bir defasında, Ey Allah'ın Rasulü! Vitir namazını kılmadan uyuyor musun?” diye sorduğumda „Ey Âişe! Benim gözlerim uyur, fakat kalbim uyumaz”buyurdu. [7]
Hanefilere göre, teravih namazının rekât sayısı Hz. Ömer (ra)'ın uygulamasına dayanır. Hz. Ömer Mescid-i Nebevî'de halifeliğinin son zamanlarında teravih namazını yirmi rekât olarak kıldırdı. Dört halife devrinden sonra da kimse teravihin yirmi rekat olarak cemaatla kılınmasına karşı çıkmadı. Çünkü Efendimiz (as): „Benden sonra benim sünnetimden ve raşit halifelerin sünnetinden ayrılmayın”[8] buyurmuştur. Diğer yandan Abdullah b. Abbas (ra)'ın Ramazan ayında teravih namazını yirmi rekat olarak, arkasından da üç rekat vitir namazını kıldığı rivâyet edilmiştir. İmam Ebû Hanife'ye Hz. Ömer (ra)'ın bu hususta yaptığı uygulama sorulunca, şöyle demiştir: „Teravih namazı hiç şüphesiz müekked bir sünnettir. Hz. Ömer, bu namazın cemaatle ve yirmi rekat kılınmasını şahsi bir ictihadı ile yapmadığı gibi, bir bid'at olarak da emretmemiştir. O, kendisinin bildiği şer'î bir esasa ve Hz. Muhammed (sav)'in bir vasiyetine dayanarak böyle yapmıştır.”[9]
Yukarıda işaret edildiği gibi, teravih namazı erkek ve kadınlar için sünnet-i müekkede bir nafile namazdır. Bilhassa teravih namazının sekiz rekatının müekked sünnet olduğunda şüphe yoktur.[10]
Teravih namazı, Ramazan ayına mahsus bir namazdır. Vakti ise, yatsı namazından sonradır ve sabah namazının vaktine kadar devam eder. Teravih namazı, cemaatle kılınır. Ancak tek başına da kılınabilir. Fakat cemaatle kılınması daha faziletlidir. Teravih namazını, her iki rekatta bir selâm vererek on selâm ile bitirmek daha faziletlidir. Dört rekatta bir selam vermek de caizdir.
Teravih namazı, diğer namazlara nisbetle biraz seri kılınır. Ama bu, harflerin mahreci anlaşılmayacak şekilde bozuk bir telaffuzla da kılınabilir anlamına gelmez. Bu bakımdan teravih namazının normalin dışındaki bir şekilde acele kılınması mekruhtur. Kelimeleri tane tane okumak, mahreçlere dikkat etmek ve rükünleri gerektiği gibi yerine getirmek gerekir. Teravih namazı hatimle kılınmayan camilerde, herhangi bir yanlışlığa meydan vermemek ve cemaatin da kısa sureleri iyice ezberlemelerini sağlamak için, „Fil Sûresi”nden sonraki sureleri okumakta yarar vardır.[11]
Teravih Namazı hakkında bu fıkhî bilgileri verdikten sonra mübarek Ramazan ayı ve oruç ibadetine renk katan Teravih Namazının sosyal yönünü de değerlendirmek gerekir. Onbir ayın Sultanı Ramazan ayında her şeyde bir bereketlenme meydana geldiği gibi, daha uzun ve çok olmasına rağmen bilhassa yatsı namazında cemaatler kat kat artar. Yediden yetmişe, erkek, kadın ve çocukların doldurduğu camilerde bir ay boyunca adeta bir bayram havası yaşanır. İşte Müslümanlar, özellikle gurbetteki Müslümanlar, Ramazan ayının, oruç ibadetinin ve Teravih namazlarının manevi feyiz iklimlerinden çok daha fazlasıyla yararlanmanın çarelerine bakmalıdırlar. Bir ay boyunca yanlarında çocuklarıyla birlikte camilere yapacakları ziyaretlerle, genç dimağları İslam’ın manevî feyiz ve bereketleriyle doldurmalılar. Yeniden kardeşlik duygularını pekiştirmeliler. Bu ay boyunca yapılacak mali ve bedeni ibadetleri yerine getirmeye daha çok azmetmeliler. Çocuklarının da gelecekte bu ibadetleri ifa etmeleri için onlara örnek olmalılar. Kur’an ehli Imâmların önderliğinde Sünnet-i seniyyeye uygun yerine getirilen Teravih namazlarına iştirak etmeliler, yapılan va’z-u nasihatları can kulağı ile dinleyerek bu mübarek ayı aynı zamanda bir terbiye okulu olarak da değerlendirmeliler. Teravih öncesi ve sonrasında kardeş cemaat grupları arasında ziyaretler yapılmalı. Ne okuduğunu bilemiyecek derecede hızlı okuyarak, namaz kıldırma adabına uymuyan hocalara fazla itibar edilmemeli; hal ve vakitleri müsait olanlar, Ramazan ayı umre proğramlarına iştirak ederek “hac sevabına denk” bir umre ibadeti yapmaya ve Ka’be’de, Ravza-i Mutahhara’da teravih namazı kılma bahtiyarlığına ermelidirler.
[1] El-Meydani, el-Lubab, İstanbul, (t.y) I, 123
[2]Buharî, İman, 25, 27; Müslim, Musafi'in, 173, 176; İbn Mace, İkametu's-Salâ, 173; Tirmizî, Savm, 83
[3]Nevevî, el-Minhâc, 1924, VI, 39, vd.
[4]İbn Mace, İkametu’s Sala, 173; İbn Hanbel, 1, 191, 195
[5]İbn Mace, İkametu’s Sala, 173
[6]Ebu Davut, İkametu’s-Salah, 190
[8]Tirmizî, İlim, 16; İbn Hanbel, IV, 126
[10] İbnu’l Hümam, Fethu’l Kadir, Mısır, 1315, 1, 333 ve devamı
[11] İbn Abidîn, Reddu'l-Muhtar, II, 44; vd., Vekbe ez-Zuhaylî, el-Fıkhu'l-İslâmî, Dimaşk, 1989, II, 72
RAMAZAN VE BAYRAM 26 Ağustos 2009
Bir ramazanı daha hayırlısıyla karşıladık. Dışarı çıkıp karşımıza gelen vatandaşa ‘’şimdiki ramazanla geçmişteki ramazan arasında fark var mı diye sorsak ‘’mutlaka yetişkin her insan eski ramazanların daha güzel olduğunu söyler. Bunun sebebi belki de çocukluğumuzdaki ramazanların, bayramların özlemi olabilir. Hiç bir şey şüphesiz çocukluğumuzdaki kadar saf temiz huzurla bakan gözlerimizle görünmüyor. Bu sebeple şimdiki zamanımızda çocukluğumuzdaki gibi yaşayamıyoruz ramazanları, bayramları.
Yinede toplanıp da yenen hiçbir akşam yemeği ramazan yemeği kadar bereketli, neşeli huzurlu ve tatlı olmuyor. Hiç bir kahvaltı sahurda davul sesiyle uyanıp birlikte yiğilen yemek kadar lezzetli olmuyor ve o sabah güneşiyle rahmetin üzerimize doğuşu kadar nurlu olmuyor. Ramazanda içimize çektiğimiz hava bile bir başka, gün ışığı ayrı bir aydınlık gece ayrı bir karanlık oluyor.
Ramazanda oruç sadece aç kalmak değildir. Oruç bir ahlak eğitimi irade eğitimi, vücudumuzun sıhhatidir. Bunu idrak edebildiğimiz taktirde ramazanın güzelliklerini nurunu görebiliriz.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Kim yalan söylemeyi, yalanla iş yapmayı bırakmazsa, Allah’ın onun yemesini, içmesini terk etmesine ihtiyacı yoktur.” buyuruyor.
Rasulullah Efendimizin: “Nice oruçlu insan vardır ki, orucundan nasibi sadece aç ve susuz kalmasıdır. Ve nice geceleri ibadetle geçiren vardır ki, bundan nasibi sadece uykusuz kalmasıdır.”Buyuruyor ,başka bir hadisinde ise…
Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz “Oruçlunun uykusu ibadettir. Susması tesbihtir, amelleri misliyle kabul edilir, duası makbuldür, günahı affedilir.”Buyurmuştur. Allah bizi orucunu manasıyla yerine getiren kullarından eylesin.(Âmin).
Bayram sabahı ise her yerde farklı bir atmosfer olur. Yedisinden yetmişine herkesin içini bir sevinç kaplar, yüzlerde mutluluk görülür. Bayram namazları daha bir kenetlenmiş olarak kılınır. Önce, namazın ardından camii çıkışı tanıdık tanımadık herkes bayramlaşır sonrasında aileler bayramlaşarak birbirini kucaklar. Bu güzel dinimiz bütünleşmeyi, kenetlenmeyi, kardeşçe birlik olmayı negüzel öğretiyor bizlere…
Ramazan gittiği için değil, günahlarımızın affolduğu, büyük sevab ve nimete kavuştuğumuz için bayram yapıyoruz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Bayram sabahı Müslümanlar, namaz için camilerde toplanınca, Allahü teâlâ, meleklere, “İşini yapıp ikmal edenin karşılığı nedir?” diye sorar. Melekler de, “Ücretini almaktır” derler. Allahü teâlâ da, “Siz şahit olun ki, Ramazandaki oruçların ve namazların karşılığı olarak kullarıma kendi rızamı ve mağfiretimi verdim. Ey kullarım, bugün benden isteyin, izzet ve celâlim hakkı için istediklerinizi veririm” buyurur.) [Beyheki]
Dinimizin tüm güzelliklerini kalbimizin en derinlerinde hissederek yaşamak dileğiyle…
 ŞEYTAN VE DOSTLARI
Bir gün Şeytan, dünya çapında konvansiyonel bir toplantı için tüm dostlarını çağırmış.
Açılış konuşmasında demiş ki: Müslümanların Camilere gitmesini engelleyemiyoruz. Kur'an okumalarını ve gerçekleri öğrenmelerini de engelleyemiyoruz. Allah ve elçisi ile sağlam ilişkiler kurmalarını da engelleyemiyoruz. Allah ile bir kere bağlantı kurduklarında üzerlerindeki gücümüz kırılıyor.
Dostları demiş ki: Gerçekten zor bir durum, peki ne yapalım?
Şeytan demiş ki: Bırakın Camilere gitsinler. Fakat zamanlarını çalın, böylece Allah ve elçisi ile bağlantı kuramasınlar..Sizden isteğim budur.

Şeytan devam etmiş: Dikkatlerini dağıtın, böylece gün boyunca Allah ile hayati öneme sahip bağlantıyı kuramasınlar.
Dostları şaşırmış: Bunu nasıl başaracağız?
Şeytan:Hayatın önemsiz ayrıntılarıyla zihinlerini sürekli meşgul et! Müslümanların kulaklarına şunu fısılda: Harca, harca, harca.. Borç al, borç al, borç al..' Kadınlarını uzun saatler boyunca çalışmaları için ikna et ! Kadınların, akşamları kocalarıyla ilgilenemeyecek kadar çok yorulmasını sağla! Eğer kadınlar, erkeklerin ihtiyacı olan sevgiyi veremezlerse,erkekler bu sevgiyi başka yerlerde arayacaklardır!Gazete ve TV'leri ince yapılı güzel modellerle doldur ki kocaları sadece dış güzelliğin önemli olduğuna inansınlar ve hanımlarından hoşlanmasınlar!
Erkeklerin haftada 6-7 gün, günde 10-12 saat çalışmalarını sağla ve böylece hayatlarında boşluk kalmaması için planlar yap! Çocukları ile zaman geçirmelerini engelle! Evleri ferahladıkları bir yer olmaktan çıkacaktır! Zihinlerini o kadar meşgul et ki kendi iç seslerini (oto kritik, nefis muhasebesi) dinleyemesinler! Böylece kafaları karışacak, Allah ve elçisi ile zihinsel beraberlikleri kopacaktır.
Bravooo, mükemmel fikir, diye alkışlamış dostları.
Durun, daha bitmedi, diye devam etmiş Şeytan: Kahvehanelerde, doktor muayenehanelerinde, kafe'lerde masaları gazete ve dergilerle doldur! Zihinlerini 24 saat haber bombarıdmanına tut! İnternete girenlerinin mailboxlarını, junk maillerle, sipariş katalogları ile, bahislerle, çekilişlerle, promosyon ürünleri ile ve boş umutlarla doldur!
Çocuklarına islâm inancını ve bu inancın gereklerini yerine getirmenin önemini anlatmalarını , doğaya çıkıp Allahın yaratma sıfatını görmelerini engellemek için onları çok meşgul et, dedikoduları teşvik et! Sürekli eğlence parklarına, fuarlara, spor karşılaşmalarına, oyunlara,konserlere, sinemalara vs götür! Hatta Oralarda kavga çıkarıp birbirlerine vurmalarını sağla! Bizim işimiz fitne çıkarmaktır, bunu unutma! Futbol, hayatlarının odağı olsun. Çocukları futbolcuların isimlerini ezberlemeyi marifet saysınlar! Ancak İslamı, İslâmın şartlarını merak bile etmesinler! İşte plan bu!
Kurnazca plan için dostları şeytanı çılgınca alkışlamışlar ve ülkelere dağılırken Müslümanları daha fazla meşgul edeceklerine, telaş içinde oraya buraya koşuşturtacaklarına, Allah'a, Elçisine ve ailelerine daha az zaman ayırtacaklarına söz vermişler. Bu plan nasıl? Başarılı mı, değiiil miiiii?

|
|
|
|
|
| ANKET |
Lütfen
anketimizi oylayınız.
|
|
|